|
Türkiye’de pazarlama bir madalyondan farksız. İki farklı yüzü var. Bir yüzünde satışla pazarlamanın farkını algılayamamış, satış pozisyonlarına "pazarlama" yazan, hala satış-pazarlama departmanını birleşik tutan şirketler, diğer yüzünde pazarlamanın her geçen gün değişen ve gelişen yüzüne ayak uyduran yeni nesil şirketler. Neyse ki ben pazarlamayı ikinci grupta tutan yöneticilerle çalışıyorum
Bir sektörün nereden nereye geldiğini en güzel nerede görürüz? Fuarlarda. Pazarlamanın fuarı? Marketingist tabii ki. 2006’nın Marketingist’ini iki farklı bölümde değerlendirmek istiyorum: Fuar alanı ve konferanslar.
Bu sene bir pazarlama yöneticisi için neredeyse aradığı her şeyi bulması mümkün olan bir fuar alanı vardı. Basılı işler için gerekli materyallerden promosyona, interaktiften doğrudan pazarlamaya, organizasyon şirketlerinden çeşitli markaların standlarına kadar. Nedense pazarlama yöneticileriyle direkt ilişkide olan tam hizmet reklam ajanslarını bu fuarda hala katılımcı olarak göremedik!
Fuar alanı hâlâ kargaşaya müsait Fuarlarda harita ihtiyacını en fazla hissedenlerden biriyim. Aradığımı kolayca bulamadığım fuarlardan nefret ediyorum. Z-Kart’ın bastığı fuar alanı, konferans alanı kartları elime fuarın 2. gününde geçti. Güzel bir fikirdi bu arada ama dağıtımında bir sorun yaşandı sanırım. Oysa fuar alanına giren herkese bu kart verilmeliydi. Bir de sektörel kategorilendirme çok işe yarayacak. Örneğin promosyon malzemeleri üretenler farklı 2 salonda farklı koridorlarda yer alıyorlardı. Buna bir standart getirilse de aranan her ne ise bulunması kolaylaşsa…
Fuar alanıyla ilgili bir diğer problem fuar alanının yeri. İstanbul’dan uzak… Fuar alanı için pek çok kişiye göre yanlış bir seçim. Şehir içinde bu tür organizasyonlara Tüyap kadar profesyonel ev sahipliği yapabilecek yapılar mevcut. Potansiyel ziyaretçilerin hafta sonu kalkıp gelmek istemeyecekleri kadar uzak bir alan. Her yıl benim gibi bu konudan şikâyet edecek olanlara küçük bir not iletmek isterim: Marketingist, Marketing Turkiye ve Tüyap’a da sahip olan fuarcılık şirketi ile ortak düzenleniyor. Dolayısıyla Marketingist için yer değişikliği yapılması ihtimali bulunmuyor. Benim gibi fuar alanının yerinden şikâyet ediyorsanız, üzgünüm ama bu değişmeyecek. Kabullenip her sene pazarlama aşkıyla İstanbul dışına çıkacağız her beraber :) Yine de özellikle hafta sonu fuara gelenleri buradan tebrik etmek istiyorum. Bir de Manisa’dan, Ankara’dan, Denizli’den gelenler olduğunu biliyorum ki içimden "gerçek pazarlama aşkı bu olsa gerek!" dedirttiler.
İlgi çekenler ve çekemeyenler Fuar alanıyla ilgili bir diğer konu ise şık standlar. Bir şirket olarak fuara katılıyorsanız standınızın nasıl göründüğü oldukça önemli. Kurumsallığınızı ve sektördeki duruşunuzu yansıtmalı. Şık ve kullanışlı olmalı. Tasarımı dikkat çekmeli. Maalesef şık bir stand ve iki güzel hostes kızın katılım için yeterli olduğunu düşünen katılımcılar da vardı. Fuara katılma amacınız sektörünüzü daha yakından gözlemlemek, iş bağlantılarınızı güçlendirmek, şirketinizin sektördeki duruşunu lanse etmek ve tabii ki yeni iş alanlarında yer almak değil mi? İşte bu şirketlere göre değil ? Şık stand, güzel hostesler ve kimseye gülümsememeleri ve yakın durmamaları söylenmiş çalışanlar. Cool havalar… Üzgünüm hiç de cool değilsiniz. Cool olmak uzak durmak, ziyaretçileri dövecekmiş gibi süzmek değil! Ne bir etkinlik, ne bir yakınlık, ne de kendilerini anlatma hevesi…
Fuarda küçük bir standda inanılmaz trafik yaratmayı başaranlar vardı. O büyük ve kendini “cool” sanan bazılarının bu küçük standlarda insanları kuyruğa sokanlardan öğrenmeleri gereken çok şey var. Bir örnek Sponsorluk.gov.tr (Türk sporu sponsoruyla buluşuyor) standı. İnanın standın önündeki boşluk aktivite düzenledikleri günler boyunca tıklım tıklımdı. Sporla ilgili küçüklü büyüklü hediyeler ve sporla ilgili sorulardan oluşan sade bir etkinliğin nasıl bir trafiğe neden olabileceğini bu “cool” ağabeylere anlatmak isteyen çıkar mı?
Ve Project House... Bir de stand alanının dışına kayıp gerilla pazarlamaya el atan ve hak ettiği ilgiyi gören bir ajans vardı: Project House. (Bir Project House çalışanı olmam bir blogger olarak şirketimi eleştirmemem için kesinlikle engel değil :) Yoksa kendimle çelişiyor olacağım. Neyse ki yöneticilerimiz de bu konuda bir sınır çizmiyorlar önüme. Yani olumsuz bir gelişmede yine burada yazıyor olacaktım.) Konsept oluşurken açıkçası kafamda post-it’lerin bir süre sonra yapışkanlık özelliğini kaybederek ziyaretçiler okuyamadan düşmesi tehlikesi vardı. Tek korkum da buydu. Ama daha ilk gün standımızın bir duvarına baştan sona yapıştırdığımız tüm post-it’lerin ertesi sabah hâlâ aynı şekilde yerlerinde olduklarını görünce şüphelerim bir anda uçup gitti. Hatta standda kullandığım laptop yüzeyine yapıştırdığım iki adet post-it hala inatla laptop yüzeyinde :)
24 farklı post-it’i mümkün olan her yere yapıştırmaya çalıştık. Bazı engellemeler oldu tabii, ama yine de hırslı hosteslerimiz sayesinde tuvaletlerden fuar alanı sütunlarına, stand alanımızdan konferans salonlarına kadar her yere yayıldı. Hatta post-it’lerimiz bir blogger tarafından video görüntüsüyle Youtube’da bile yer aldı. Ancak aldığımız tepkiler benim beklediğimden çok daha fazla memnun ziyaretçiler olarak bize geri döndü. Post-it’lerle standa dönen ziyaretçiler fikrin mükemmelliğinden, uygulamanın hoşluğundan, mesajların orijinalliğinden bahsederek standımıza geldiler. Tüm mesajları isteyenlere, elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık. Ancak gördük ki bu projemizi mutlaka web’e taşımalıyız. Hemen fuar sonrasında 24 farklı post-it notumuzu web sitemizin anasayfasına yerleştirdik. Onların artık bir de isimleri var. Smart Marketing Company’nin Smart Post’ları onlar. Düşündük ki bu da yeterli gelmeyecek bir süre sonra. Bunu projelendirmek lazım dedik. Daha interaktif olmalı, ziyaretçiler sadece Smart Post okumakla kalmamalı dedik ve etkileşimin yüksek olacağına inandığım bir proje oluşturduk. Çok yakında web adresimizden bu sürpriz gelişmeyi görebileceksiniz. Bence bizi takip etmeye devam edin :)
Gelelim konferanslara… Geçen yıl tıklım tıklım izlenen interaktif pazarlama konferanslarının sayıları, bu sene daha fazlaydı. Bence interaktif pazarlama yavaş yavaş hak ettiği ilgiyi bulmaya başladı. Yine de alınacak çok yol var tabii ki. İzleyici sayılarının da geçen yıla oranla daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bu yıl da bazı konferanslar da ayakta kaldım. İşte bu noktada konferans konusundan çok, konferansı sunanın karar vermemde ne kadar etkili olduğunu keşfettim.
Sunumu izlemeye başladığım ilk 1-2 dakika içinde sunum büyülü bir şekilde beni sarıyor, ilgimi üst seviyelere taşıyabiliyor, içimde “ayakta mı izleyeceksin tüm sunumu, 1 saat, ayakların ağrır, bu konuyu İnternet’te çok yerde bulabilirsin, boşver” gibi cümleler çınlatan o şeytani sesi bastırabiliyorsa, o sunumu izlemeye değer buluyorum. Burada kriterim ne yazık ki sunumu yapanın bilgi birikimi değil. Çünkü konferans sunan herkesin bilgi birikimine sahip olduğu bir gerçek. Benim kriterlerim kaynak/kanıt göstererek anlatım, Türkçe’ye hakimiyet ve dolu içerik.
Bazı sunumlarda anladım ki “dilimize sahip çıkalım” kampanyası biz pazarlamacılar arasında pek de uygulamaya geçmemiş. Kendimi bu konuda sık sık yargılıyorum. Okulda yaptığım 59 sunumu ve iş hayatına başladıktan sonra yaptığım sunumları düşününce ne yazık ki ben de o an hatırlayamadığım bazı terimleri yabancı dillerde kullanabiliyorum. Ve bu durumdan hiç hoşlanmadığım için sanırım bu konuyu takıntı haline getirdim. Ancak sunum yapanlarla aramızda bir fark var. Ben henüz 100’den fazla kişiye sunum yapmadım. Bir gün yeterli birikime ulaştığımda o sahneye çıkmadan önce gerekiyorsa dil kullanımı, nefes çalışmaları gibi dersler alırım. Ancak bırakın bunları düşünmeyi, sahnede terimleri bilinçli olarak İngilizce kullanan ve bunu ne yazık ki marifet sananlar vardı. Yeni nesil bir pazarlamacı olarak bu durum bana “trajikomik” geliyor.
Konferans konuları bu yıl çok daha iyiydi. Gerçekten başarılı performansa sahip sunumların sayısı da az değildi. Spor pazarlaması ile ilgili bir forum alanı sunumu bile vardı. Spor pazarlamasına ilgi duyan ve hala Türkiye’de bilinmemesini anlayamamış biri olarak mutlu oldum. (Project House yöneticilerinin sunumlarından bahsetmeme gerek yok aldığımız güzel geri dönüşlerden zaten belli)
Merketingist blog Bir de Marketingist için kısıtlı zaman içerisinde küçük sorunlarla da olsa açılan bir blog vardı. Bu küçük ama önemli detayları düzelterek bir sonrakine çok daha organize bir blogla devam etmek lazım. Ama bu konunun da en büyük eksisi, fuar ve konferans alanındaki kablosuz İnternet bağlantısı sorunu. Fuar veya konferans alanında anında yazmak isteyen bloggerlar için ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığı!
4 günlük kocaman bir Marketingist’i daha, doğrusuyla yanlışıyla, eksiğiyle fazlasıyla geride bıraktık. Bir sonraki sene daha büyük Marketingist’ler bekliyor bizi ey pazarlama ahalisi!!!
Burcu Tüzün
http://pazarlamacigiremez.blogspot.com
|