- SPOTLIGHT -
 
Google’layalım Hadi


Bundan on sene önce, bu cümle “Google isimli mekana gidelim” olarak algılanırdı. Şimdi öyle mi? Google’da aradığınız her sorunun cevabını bulabilirsiniz. Bu tip durumlarda oluşan “hayatın anlamını da söylüyor mu” sorusuna bile cevap bulabilirsiniz (isterseniz tabi ya da varsa öyle bir şey.)

Benim kullandığım ilk arama motoru Altavista’ydı. Yeterliydi o zamanlar benim için çünkü internetteki içerik şimdiki kadar geniş ve gelişmiş değildi. O yıllarda Altavista’nın yapamadığı bir şeyi yapan Infoseek’e de merak salmıştım çünkü güzel bir özellik sunuyordu. Infoseek, yaptığınız ilk arama sonrasında yapacağınız ikinci bir arama için ilk aramanızdaki “sonuçlar içinde arama” yapma seçeneğini de veriyordu. Bu fark yüzünden Altavista’ya “elveda” diyerek Infoseek’e geçmiştim. [Yıllar sonra, Altavista’ya bir daha girdim az önce. Eskiden bir dağ figürü vardı Altavista’da. Şimdi o güzel görüntüyü ruhsuz bir logo ile değiştirmişler.]


Yahoo, “arama motoru” sıfatına ekler getirmeye başladığı için bir “başarı hikayesi” olarak anlatılmaya başlandı. Çok zaman geçmedi üzerinden, daha dört sene önce MBA’de pazarlama vak’ası olarak okutulmuştu Yahoo bize. Google’ın adı pek geçmiyordu o senelerde. Arama motoru gereksiniminde ilk girilen adres Yahoo idi. Çevremde MSN’in arama motorunu kullanan kimseyi görmezdim mesela, bana garip gelirdi. Demek ki konu arama motoru olduğunda Microsoft bile bir “tercih sebebi” olmuyordu. Fark sunmak gerekiyordu.

Google’ı da Google yapan bence sadeliği olmuştur. Google’dan önceki arama motorlarındaki “karmaşa hissi” Google’da yerini minimalizme bıraktı. Yahoo’nun geliştirdiği piyasayı daha ileri taşıyarak (hâlen de taşımaya devam ediyor) kendisini farklılaştırdı. “Farklılaştırma” kelimesi bu vak’ayı bence çok güzel açıklıyor. Eğer internette çok hoşunuza giden bir sisteme rastlarsanız, muhtemelen kısa bir süre sonra Google etiketini de üzerinde görebiliyorsunuz. Google’ın tüm servisleri “ücretsiz”. Mail hizmetine başlaması ile “eposta” anlayışını bile değiştirdi. Rakiplerinin para karşılığı verdiği kotaları, herkese ücretsiz ve daha fazla kota olarak verdi. Google ne sizden çok yavaş ne de sizden çok hızlı. Adeta tüketicisi ile aynı anda yaşayan bir “ruh” gibi. Hatta bazen süpriz bile yapabiliyor size. Belki yanlış bir karşılaştırma olacak ama Yahoo’yu açtığınızda karşınıza her gün aynı sayfa çıkar fakat Google’da ne çıkacağını bilemezsiniz. Temaları ile basit bile olsa hayatımıza farklı bir renk sunabiliyor. İş yerinde öğleden sonra işinize dalmışken yan masadan gelen bir kek kadar basit ama mutluluk verici bir etkisi de oluyor Google’ın.

Öte yandan -klasik bir düşünce olacak belki ama- ilk arama motoru olmayan Google, son arama motoru da olmayacak elbette. Fakat elde ettiği pozisyonu Yahoo’dan daha uzun süre koruyacak ve işin niteliğini de değiştirerek belki de İşletim Sistemi olma yolunu bile deneyecek. Bu durumda da kendinden sonra çıkacak rakiplerine karşı da büyük bir güç ele geçirmekte zorluk çekmeyecek diye düşünüyorum. Beatles artık dağıldı ama etkileri hâlâ sürüyor, müzikleri hâlâ dinleniyor... Google’da da benzeri bir etki olacağını düşünüyorum.


Peki en can alıcı nokta ne? Google, her şeyimizi biliyor. Her bilgimizi kendi isteğimizle veriyoruz Google’a çünkü “güven” etkisi gösteriyor kendini. Hepimizin sırdaşı Google. Tüm dünya Google’ın eline mi geçiyor yoksa? Bence bu bir “mecburî istikâmet”. Bilgi = silah şeklinde düşünülürse, şu anda zaten herkesin ulaşabileceği bir yerde duruyor o bilgi ve silah. Google, bilgiye erişimin yolunu kısaltıyor sadece. Google’ın gittiği yön, yüz yılın ona sunduğu bir yol. İlerlemek zorunda ve ilerliyor. Diktatörlüklerin dünyayı yönettiği devirlerde de benzer kaygılar vardı ama diktatörlüklerin hiçbirisi “pazarında” uzun ömürlü olamadı, olamazdı da. Google’ın bilgi diktatörlüğü yapması da bu yüzden bana imkansız geliyor. Google’ın izlediği yola girecek rakipleri olmaya devam edecek ve bu rakipler Google’a “bilgi diktatörü” sıfatını verenlerin elinden o damgayı alacaklar. Bu tip kuşkuların Hollywood tarzı düşünen beyinler tarafından üretildiği duygusuna kapılıyorum sıklıkla. Google’ın yaptığı şey bundan farklı. Google yeni bir gezegene gelip yol-su-elektrik hizmeti veren bir aracı kurum gibi algılanmalı bence. Dünya, eski düzenini bir kenara bırakıp yeni bir boyuta geçiyor artık. Eski düşünce ile bakıldığında dehşet verici görülen gelişmeler, yeni boyuta geçip bakıldığında heyecan verici gelişmeler olarak düşünülüyor. Yeni bir müzik türü keşfeden müzisyen gibi. Şimdilik tek ama kısa zamanda herkes o müziği yapabiliyor olacak.


Sınırları belirli bir dünyanın içinde, sınırları olmayan bir dünya ile karşılaştı insanlık. Dünyanın yuvarlak olduğunu ispat eden atalarına karşılık şimdi o dünyanın “flat” olduğunu ispata girişti. Google bunun önemli bir çoğunluğuna yetişti. Biz belki Galileo döneminde yaşayamadık ama dünyanın “düz” olduğunu gözümüzün önünde ispat ediyorlar. Kavramlar farklılaştığı için hiçbir zaman dünyanın “flat” olduğunu söyleyenler Galileo’nun karşılaştığı tepkilerle karşılaşmayacaklar. Bizim önceki devirlerden farkımız ise kimin Galileo kimin anti-Galileo olduğunu düşünmekle vakit geçirmiyor olmamız. Anti-Galileo gibi bir düşünce söz konusu bile değil çünkü. Hiçbirimizin şüphesi yok ki dünya artık değişti. Değişim kelimesinin içi, hiç olmadığı kadar dolu çünkü sanallık da resmiyet kazandı. Google bu resmiyete büyük bir güç ile eskortluk ediyor.



Yarın gideceğim yeri Google Earth’ten bir inceleyeceğim. Nereye park edilir, hangi kısa yollardan gidilir bakabileceğim. Bu güce hangi diktatör sahip olabilmişti? Çok yaşa Google. Barış dolu nice yüz yıllara.

Murat Kaya
juniorcopywriter.blogspot.com