- SMART FACTS -
 
Taraftarın Numarası 12 ise, kullanıcı kaç numara?


Sporun bilgisayar ile bileşimine dair hatırladığım ilk örnek ASCII kodlarından yapılmış “at”lardan oluşan bir at yarışı idi. Oynadığınız atın kazanması için hiçbir şey yapamıyordunuz. Sadece izliyordunuz. Kısa bir süre sonra Kick-off serisi çıktı ve o zamanlar için “oyun deneyimi” denilen şeyi baştan tarif etti. En azından “renkli” idi. Biz derslerimize çalışırken, dünyanın bir tarafında bir grup insan “bilgisayar oyunları” diye bir sektör kuruyordu. Şu an ne yapıyorlar bilmiyorum ama servetleri çene yoruyor.

Bu oyunların ortak bir özelliği vardı: Mümkün olan en ileri teknikler ile hazırlanmış olmalarına rağmen neredeyse görsel ve fonksiyonel detayları hiç yok gibiydi. Birbiriyle aynı görünüme sahip yeşil zeminde koşan siyahi ve beyaz futbolcular ile bir nesil “bilgisayarda futbol oyunları” oynayarak yetişti.

Şimdi bu oyunları özlüyormuşuz gibi görünsek de aslında bizim özlediğimiz şey “oyunun kendisi” değil “oynadığımız günlerin güzelliği” olarak kaldı. Çocukluğa duyulan bir özlem de diyebiliriz buna..

Bu dalın en önemli üreticilerinden biri olan Electronic Arts'ın Fifa oyunları sitesinde bu evrimin görsel ifadesi hazırlanmıştı. Hani dümdüz bir “çöp adamın”, kanlı-canlı ve ayrıntılı bir gerçek futbolcuya dönüştüğünü görmek güzel bir anı tazeleme oluyor. Meraklılarına , burada (Evolution bölümünden izleyebilirsiniz.)

Neyse.

Bu oyunların görselliği ve diğer ayrıntıları her geçen sene ilerleme kaydederek bugünlere ulaştı. Her dalda olduğu gibi “video games” adı altında toplanan bu oyunlar da uzmanlaşmaya başladı. Hani canınız futbolcu kontrol etmek istemiyorsa menejerlik oyunları vardı artık, eğer en ince ayrıntısına kadar bir futbol kulübünü yönetmek istiyorsanız. Daha kısa süreli eğlenceler için de tüm ayrıntılarına kadar resmedilmiş futbol takımları ve futbolcular ile ülkenizden çok uzak memleketlerin takımlarıyla heyecan yaşayabilirsiniz. Üstelik taraftarlarınızı görmeseniz de seslerini duyabiliyorsunuz. Artık her gol sonrası sevinç de, her futbolcu için ayrı bir şekilde hazırlanıyor. Eskiden oyunların tek bir kapağı olurdu, şimdi her pazar için ayrı bir futbolcuyu (veya oyuncuyu) kapağa taşıyarak piyasaya sürüyorlar.

Steven Johnson, “Everybad is good for you” isimli kitabının başında kendi çocukluğunda yapmaya uğraştığı beyzbol simülasyonunu anlatıyor. Spor dalları görsel medyanın da gelişmesi ile birlikte artık sadece sahalarda yaşamıyor ve odalarımıza kadar girebiliyor. Çocukluğumuzda bu oyunları oynarken ve onları geliştirmek için düşünürken hayatlarımıza kattığımız “bilgeliğin” hiçbir okulda öğretilemeyeceğini söylüyor Steven Johnson. Artık spor olaylarını televizyonlarda seyrederken bile oturduğumuz yerden birçok farklı mecra vasıtası ile içine girebiliyoruz. Bu durumda internet bize şimdiye kadar sunulmamış bir iyiliği sunmuş oldu. Steven Johnson, çocukken yaptığı beyzbol simülasyonu için yalnızca bir önceki sezonun istatistiklerini oyununa ekleyebilmişti. Şimdi spor tarihinin tüm istatistiklerine sahibiz, elimizin altında ve her geçen gün yeni bir bilgi bu havuzun içine giriyor.

Dikkat etmişsinizdir, bu yıl televizyonda, Şampiyonlar Ligi'nde her futbolcunun oyun içerisinde ne kadar koştuğunun bilgisi de verilmeye başlanmıştı. Sırf bunu elimize alsak bile istatistik kokteyline eklenmiş yeni bir içecek gibi harika bir gelişmeydi.

Bu gelişmeler yalnızca “oyun dünyasındaki ilerlemeler” gibi görünse de aslında internetin de yardımı ile “oyunun kitlelere yayılması” halini aldığını hepimiz görebiliyoruz. Hani daha futbol topuna vurduğunda (kemikleri tam olarak sertleşmediği için) ayağı yamulacak diye çekinilen küçük çocuklar, bilgisayarlarının başında Steven Johnson'ın çocukluğunda yapmaya çalıştığı ilkel oyununda başaramadığı şeylerin çoğunu gerçekleştirebiliyorlar.

Önce futbol, basketbol, Amerikan futbolu, buz hokeyi gibi spor dallarının oyun versiyonları halinde başlayan bu akım, zaman geçtikçe uzmanlaşmaya doğru gitti demiştik. Türkiye için örnek verecek olursak, mesela Şampiyonlar Ligi de bu oyunların içindeydi eskiden ama şimdi ayrı oyunlar olarak hazırlanıyorlar. Bunların yanında çıkan menejerlik oyunları ile neredeyse gerçeğe yakın simülasyonlar ile teknik direktörlüğün sadece futbolcuları sahaya süren adam olmadığı daha net anlaşılıyor.

Menejerlik oyunları bir adım daha ileri giderek kendisini internete taşıyor. Çok sofistike grafik özelliğine ihtiyaç duymadıkları için daha az yer kaplamalarından dolayı bu avantajlarını sonuna kadar kullanmakta haklılar. Son zamanlarda sıkça duymaya başladık, internette fantezi futbol, internette menejerlik oyunları gibi şeyleri. Second Life gerçek hayatın bir simülasyonu ise, menejerlik oyunları da oturduğunuz yerden teknik direktör olmanın tadını yaşayabileceğiniz bir araç.

Menejerlik oyunları, spor kulüplerinin “en yüksek puanı kazanın, sizi teknik direktörümüz yapalım” motivasyonu ile popüler olmuyor elbette –kim bilir, belki o günleri de görürüz- ama hızla büyüyor ve yerel bir şekilde değil, aksine uluslararası bir yönde büyüyor. Hani bir gün sokaklar tehlikeli diye dışarıda top oynamasına izin verilmeyen bir çocuk, odasında geliştireceği Türkiye'den çıkan bir strateji oyunu ile Mourinho'nun o çok sevdiği bilgisayarına bile yüklenebilir.

Tabii bu bizim dünya kupasını almamıza engel değil. Ama oylarımızla en centilmen futbolcuyu seçebiliriz. Engel değil mesafeler.


Murat Kaya