- SPOTLIGHT -
 
Özel dedektifin Second Life raporu


Ofisimden çıkmak üzereydim. Kapıda bir bayan belirdi. "Ününüzü duydum" dedi ve ekledi, "Sizinle konuşmamız gerek."

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Sizinle konuşmamız gerek!"

Özel dedektiflik kurumuna farklı bir bakış açısı getirmeyi düşündüğüm günlerdi. Daha büyük işlere bakmak istiyordum artık. Aldatan kocaları kovalamaktan, kadın harcamaları muhasebeciliği yapmaktan, kayıp kişileri bulmaya çalışmaktan iyice bıkmıştım.

Bu bayan da artık ilgilenmekten sıkıldığım davalardan birini vermek üzereydi. "Kocamın ne yaptığını öğrenmenizi istiyorum" dedi. "O tip davalara bakmıyorum artık" dediysem de bu işin farklı bir şey olduğunu anlatmaya girişti. "Nesi farklı olabilir ki?" dedim, "Muhtemelen yeni bir aldatma vakasıdır."

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Yeni bir aldatılma vakası!"

Müşterilerime böyle ters davranmamın sebebi, pazarlamaya dair bir satırlık bilgimin olmamasıydı elbette. Tamamıyla menfaate dayalı bir meslek dalında çalıştığımız için de, işini hallettiğimiz hiçbir müşteri bize geri dönmezdi. Ne yeni bir iş için, ne de teşekkür etmek için ziyaret eden bir müşterim oldu. İlk görüşmelerde takındığımız tavırların cezasıydı bu. Müşterilerimiz bir daha bizimle çalışmayarak bizi cezalandırıyordu. Bu yüzden her zaman yeni davalar bulmaya uğraşıyorduk. Dünya mükemmel bir yer olduğu zaman bize ihtiyaç kalmayacaktı. İpin ucundaydık: Ben ve meslektaşlarım

Bir yandan at yarışları bültenini okuyordum ve karşımdaki kadının heyecanlı bir şekilde anlattığı davayı dinliyordum. "Nereden geldiğini bilemediğim bir özgüven geldi kocama. Her gün yeni bir iş fikri buluyor ve bunlardan iyi para kazandığını söylüyor ama ben onun para akan bir nehri bile kurutacağını biliyorum..."

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Akan nehri kurutur!"

Odada ağır basan duygu korku idi. Karşımdaki kadın, bir anda değişen kocasının sonradan pişman olacağı şeylere bulaşmış olmasından korkuyordu, ben de (dünya hiçbir zaman mükemmel bir yer olamayacağı için) hep bu tip davalarla ilgilenmekten korkuyordum.

Oflaya puflaya masamdaki not defterimi elime alıp notlar almaya başladım, çünkü bu bukalemun adamı çok kısa sürede çözebileceğimi ve güzel bir fatura gönderebileceğimi düşünmüştüm. Kadın anlattı, ben not aldım.

Adam, karısının dediğine göre Second Life'ta kaybolmuştu. Eğer kabul edersem, benim de görevim, Jim, kocasını bulup ona teslim etmekti. Ama önce Second Life'ın ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu.

Hanımefendi ofisimden çıkar çıkmaz, neden ona hikâye boyunca "kadın" dediğimi düşündüm bir süre. Tabii ki cevap bulamadım.

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Müşterilerine kadın diyen dedektif!"

Sonra ofisimi terk edip ilk kaynağıma gittim. "Second Life nedir?" diye sorduğumda bana "İkinci Hayat demektir" dedi. Bu cevap karşısında ağzının kenarındaki kırıntıya odaklanarak bir süre hipnozdaymışım gibi durdum. Böyle saçma cevaplar vermesi için ona "kaynak" demiyordum çünkü ben.

İlk aklıma gelen şey, takip etmekte olduğum adamın, karısına haber vermeksizin "bir bilim kurgu filminden" kendisine ikinci bir yaşam satın aldığıydı. Düşünürken bile saçma gelen bu fikri kafamdan silip hemen Google'a girdim ve "Second Life" yazıp arattım. Sonuçlarda karşıma çıkan ilk linke tıkladım.

Ve onunla karşılaştım...

Müthiş bir oyun bulmuştum. İsmi Second Life idi. İnternet üzerinden oynanıyordu. Müşterileri ve aranması gereken insanları unutup oyuna daldım. Harika bir dünya kurulmuştu. "Tabii yaa" dedim "artık bu dünya sıkmaya başlamıştı insanları."

Hiç boş yeri kalmamış bir şehirden ayrılamıyorsanız, farklı bir boyutta sanal bir şehir yapmanız çok mantıklıdır. Böylece iki tane hayatınız olur. Biri, müşterilerinizin getirdiği davalarla ilgilenmeniz gereken hayat, öteki de Second Life
.
Tam anlamıyla sanal bir dünya vardı karşımda. Şimdiye kadar İnternet'e "sanal dünya" diyenleri anlamıyordum ama Second Life'la karşılaşınca "sanal dünya" sözcüğü yerine oturmuştu.

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Yerine oturan kim!!"

O sırada telefon çaldı. Arayan hanımefendi idi. Yani müşterim olan "kadın".

"Ne oldu, herhangi bir bilgi elde edebildiniz mi?" diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim çünkü o sırada kendime yeni Second Life kıyafetleri almakla meşguldum. "İşi takip ediyorum. Siz merak etmeyin. Ayrıca siz beni aramayın. Ben düzenli olarak sizi arayıp bilgi vereceğim" dedim. Telefonu kapatır kapatmaz diğer kaynağımı arayıp "Second Life isimli yeri biliyor musun?" diye sordum. Antalya civarında öyle bir tatil köyü gördüğünü anımsıyordu ama tam olarak neresi olduğunu çıkaramıyordu. "Kim gidecek şimdi oraya" diyerek oyunuma geri döndüm. Kafamdaki plan, müşterimi bir süre oyalayıp ondan sonra uydurma bir rapor yazarak bilgi vermek ve ardından bu meslekten istifa etmekti. Second Life'ı o kadar çok beğendim ki, oraya yerleşmeye karar verdim.

Peki Second Life'ta yaşamaya başlarsam ne gibi bir iş yapabilirdim? Sanal da olsa bir "dünya" idi ve bolca Linden Dolar'ına ihtiyacım vardı. İkinci hayatımda da dedektiflik yapmak istemiyordum. Bu yüzden yeni iş fırsatlarını kovalamaya başladım.

Second Life'ta yaşamaya başlayan insanlar bir ekonomi kurmuşlardı. Gerçek dünyanın markaları ve Second Life markaları vardı. Sokaklarda dolaşırken gördüklerim o kadar hoşuma gidiyordu ki, dedektiflik kurumuna yapacağım katkıları bir kenara bıraktım ve "Özel dedektiflik kurumu üzerine yeni fikirler" isimli makalemin olduğu kağıtların arka yüzünü çevirip notlar almaya başladım. "Elveda dedektiflik" diye mırıldanmayı da ihmal etmedim.

İlk günün sonunda (hanımefendi) kadını arayıp "Elimdeki bulgular ile size kocanızın Antalya civarında olabileceğini söyleyebilirim" diyerek bir sözlü rapor uydurdum. "Bu ilk rapordur ve banka hesap numaram şudur..." diyerek avansımı da istedim. Hemen cevap verdi, "Siz bir dolandırıcısınız. Kocam Antalya'da falan değil" dedi.

Anlamadım.

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Dolandırıcının tekisin! Atımın çiftesisin!"

İkinci hayatını yaşayan insanların gerçek hayatlarında neden böyle girişimlerde bulunmadığına dair konuşacak değilim. Gerçek hayatın kuralları ve yoruculuğu yanında Second Life, dünyada yaşanabilecek en mükemmel fantezi gibi duruyordu. Üstelik orada kazandıklarınızı gerçek yaşamınıza da aktarabiliyordunuz. Bu harika bir şeydi ve dedektiflik mesleğine son vermem için harika bir sebepti.

4 milyondan fazla bir nüfusa sahip Second Life'a giriş de pasaportsuz ve vizesiz idi. Uçağa binmeden de gidebiliyordunuz. Siz Second Life'a gitmiyordunuz, Second Life size geliyordu.

Dedektiflik müessesesinin en büyük bilgi kaynaklarından biri olan eski gazete haberlerini kurcalayarak bilgi elde edebileceğimi düşündüm. Reuters'in Second Life şubesini açtığını o sırada öğrendim. Gazete ve dergi haberlerinde, Çinli bir Second Life milyonerinden bahsediliyordu. Kafelerin sayısı gerçek dünyadaki kadardı. BMW, Mercedes, Toyota gibi araba modelleri sergileniyordu. Gerçek dünya markalarının çoğu ve Second Life'ta üretilmiş markalar vardı bu dünyada. İnsanlar spor salonlarına gidiyordu. Kredi kartları ve diğer hizmet dalları da hemen kendi kendine oluşuyordu. Radyolar, televizyonlar... İnsanlar birbirleriyle tanışıyordu...

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Kim, kiminle, nerede.. Azz soğra!"

Bir Second Life kullanıcısının blogundan Second Life'ta yeni iş fikirleri üzerine yazılar okudum. Bir an, 4 milyon insanın olduğu bir dünyada açacağım bir dedektiflik bürosu ile gerçek dünyada müşteriler edinebilirim diye düşündüm ama açıkçası üç kuruş dünya parası için Second Life'taki huzuru terk etmeye gönlüm elvermedi. Second Life'taki insanlar da pek dedektife ihtiyaç duyacak insanlara benzemiyordu. Hepsi gençti, hepsi yeni kuşaktı ve Mike Hammer'ı rap'çi zannediyorlardı.

"Dünyaya bir daha gelseniz hangi mesleği yapmak isterdiniz?" sorusu vardır ya... Artık saçma sapan bir soru olmuştu, zira dünyaya bir daha geliyorduk ve yeni mesleğimizin ne olacağına karar vermekle meşgul iken bu tip sorularla ilgilenmek istemiyorduk.

Genç arkadaşlar kendilerine meslek edinmişti ve ekonominin makinistliğini yapıyorlardı. Tren metaforu kullanmamın sebebi benim eski bir adam olmamdı. Buradaki insanlar gençti. Yeni bir hayata başlamak için acaba çok mu geç kaldım diye soruyordum kendime. Hiç olmazsa çiftçi olarak yaşamıma devam etmek isterdim. Second Life'ta çiftçi olmak gerçek dünyadakinden daha eğlenceli bir girişim olabilirdi.

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Çiftçi olmak istiyorum!"

Kafelerde gezerken, elimdeki fotoğrafı insanlara göstererek "Fotoğraftaki kişiyi tanıyor musunuz?" repliğini tüm dedektiflik karizmam ile gerçekleştirdim. Havalıydı. Gösterdiğim fotoğraf gençlik yıllarımdan kalma bir fotoğrafımdı ve Second Life'taki görüntüm farklı olduğu için hiçkimse fotoğraftaki kişi olduğumu anlayamıyordu. Çok eğlenceliydi. Telefona sarılıp kadına ikinci raporu vermek üzere numarayı çevirdim. Bir kamyon dolusu şikâyet işittim: "Telefona sarıldığınız kadar işinize sarılsaydınız şimdiye kadar kocamın neler çevirdiğini öğrenmiş olurdunuz!" dedi.

Anlamadım.

Kendime şehir merkezine yakın küçük bir daire buldum. Gerçek dünyadaki bütün paramı bu eve yatırıp bir de şirket kurdum. Ne yapacağıma karar vermiştim. Madem tüm dünyanın bahsettiği Second Life milyoneri girişimci bir emlakçıydı ben de dedektiflikten gelen birikimlerimi emlak dedektifliğine aktaracaktım. Benim aldığım evi iki katı fiyatı ile satın almak isteyen birisi çıktı ve hemen sattım. Çevremde yeni iş fırsatları uçuşuyordu ama onları nasıl yakalayacağımı bilmiyordum. Müşterim olan kadın, dediğim hiçbir şeye inanmıyordu. Ben tüm bunları düşünürken üçüncü kaynağımı arayıp Second Life'ı duyup duymadığını sordum. Marmaris civarında bir mağaza olabileceğini söyledi. İnandırıcı gelmedi bana. Elime not defterimi aldım ve şöyle yazdım: "Acaba bu adam nerede olabilir?". Cevap bulamadım çünkü Second Life'taki arkadaşlarım beni çağırıyordu. Yeni taşındığım mahallede benim için bir "Hoşgeldin partisi" düzenliyorlardı ve ben partiye yeni BMW'm ile katılmıştım. Çok havalıydım.

DANK! Magazin programı çığırtkanı: "Bu BMW'yi nasıl aldı!"

Second Life Eski Dedektifler ve Yeni İş Fırsatları Derneği
isimli bir kurum ile gerçek hayatında dedektiflik yapmaya çalışan arkadaşlarımı davet etmeyi düşündüm. Davet ettiğiniz her kişi için size Linden Dolar veriyorlardı ve bu bana iyi bir kâr sağlayabilirdi.

Muhteşem manzaralı evimin balkonunda açmayı planladığım yeni mağazalar ile ilgili plan yaparken bir adam geldi. "Siz dedektif bilmem kimsiniz" dedi. Nereden bildiğini sordum. "Karım beni bulmanız için sizi görevlendirmiş" deyince tüm taşlar yerine oturmuş oldu. Kadının bahsettiği Second Life'taydım en başından beri ve adam burada kaybolmuştu. O anda da karşımda dikilmekteydi ve bana "Haydi, sizinle birlikte güzel işler yapalım" diyordu.

"Ozgur Ariel isimli birisiyle tanıştıracağım sizi. Yeni iş fikirlerimi hep ondan aldım. Second Life'ımız çok güzel olacak" dedi.

Evdeki telefonu kapattım. Büromun tabelasını indirdim ve eve döndüm. Ertesi gün büromu kapattığımı bildirmek için bir sürü bürokrasi işiyle uğraşıyor olacaktım çünkü. Magazin programı çığırtkanını da bir güzel dövdüm. Sonra on litre buzlu su içirdim ona ve sesini kıstım. Şu anda televizyonda işitme engelliler için sunulan haber bültenlerinde el hareketleri yapıyor. Second Life'tan haberi yok. Hanımefendi – kadın ise Second Life'ta bir güzellik salonu açarak kocasının neden değiştiğini anladı. Şimdi mutlu bir şekilde yaşıyorlar.

Ben de kendimi Reuters'te muhabirlik yaparken buldum. Dedektiflikten aldığım keyfi, bu meslekten de alıyorum.

Milyonlarca insanın gerçek dünyadan kaçıp buraya gelmesi boşuna değildi. Sınırları belirli bir dünya içinde, sınırların aslında zihinde olduğunu anlatan en güzel örnekti.


Murat Kaya
www.muratkaya.net