|
Bazı konularda (belki de her konuda) - önemli değil orası – konuya çok uzak kişilerin de fikrini almakta fayda olabilir. Güzel bir tekniktir bu aslında. Çalışmadığı iddia edilen bir aletin etrafında toplanmış onca tamirci işin içinden çıkamadığı zaman, dışarıdan konuya dahil olan ve tek bilgisi "her elektrikli aletin bir fişi olması gerekir" sadeliğinde özetlenebilecek birisi "Fişini kontrol ettiniz mi?" diye sorduğu zaman ona "tamirci" denmez. Elbette bazen ağaçlara bakmaktan ormanın geneli görünmez, bazen de ormanın geneline bakmaktan ağaçlar tek başına görünmez.
"Forum" sözcüğü genç nesilde daha çok İnternet'te bilgi alışverişi yapılan siteleri çağrıştırır. Üst nesiller için ise çeşitli şehirlerde bir araya gelip görüş ya da bilgi değiş tokuşunda bulunan uzman insanlar akla gelir. Kim bilir belki de milattan önce forum dediğinizde Alaska'da bir müzik aleti, Sibirya'da ise bir tür ısıtma sistemi anlaşılıyordur. Önemli değil. Ben forum dendiğinde Davos'u ve İnternet'teki forumları algılayanlardanım. İlk baştaki cümle ise şunun için gerekliydi: Ben odaya girip "Lavabo ne taraftaydı acaba?" diye soran kişiyim.
Şimdiye kadar Davos'ta daha çok ekonomik ve siyasi konuların konuşulduğu algısı hakimdi bende. Fakat bu sene ilk defa "Web 2.0" gibi, "flickr" gibi, "YouTube" gibi "İnternet" başlıklarını duyunca şaşırdım. Demek ki bunca yıllık Davos forumlarına katılan insanlar da bu konulara artık "yabancı" kalamamıştı. Şimdiye kadar "Masamdaki bilgisayarımı açıp kapamayı bile bilmiyorum" diyerek işi espriye vuran işadamları, politikacılar ve yöneticilerden dolayı bu konuların gündeme gelmediğini düşünüyordum. Hani "Baba bana BlackBerry alsana" diyen çocuğuna "Onun daha mevsimi gelmedi. Şimdikiler lezzetsizdir." dediğinde iki taraf da "Ha?" diyeceği için. Bu konuda da bir "kuşak çatışması" hakim sanki diyerek paragrafıma son verebilirim. Neyse.
Dünyanın önde gelen kuruluşlarının temsilcileri ve devlet adamları her yıl bu foruma katılarak çeşitli başlıklar altında açılan sohbetlere dahil oluyorlar ve bunları haberlerde izliyoruz. Dünyayı kurtarmıyorlar belki, ama bilginin uluslararası kanallara taşınmasına sebep oluyorlar. Bu yıl Web 2.0 ibaresi de geçtiği için artık bu konuda "kaçış yok" dendiğini düşünebiliriz. Moderatörlüğünü Peter Schwartz 'ın yaptığı oturumda Web 2.0 ve oluşan yeni sosyal ağların önemi konuşulmuş bu sene. Bu oturumun katılımcıları Flickr (fotoğrafların paylaşıldığı bir sosyal ağ), YouTube (videoların paylaşıldığı bir sosyal ağ) ve Microsoft gibi Web 2.0 hakkında konuşabilecek sosyal ağlardan oluşuyormuş. Hani belinde silahı ile söz alıp "Silahsızlanmaya ağırlık vermeliyiz" diye konuşma yapan veya daha geçen hafta ülkesindeki döner salonlarını kapatıp bir hafta sonra "Yiyecekler konusunda da globalleşmeliyiz" diyen Avrupalı konuşmacılar gibi değil.
Web 2.0 sonrasında belki sonraki nesiller Davos'ta buluşmak yerine "optik kablolarda" buluşacaklar. Neden olmasın? Şu anda da yapılabilecek bir şey bu elbette, ama bahsi geçen nesillerin şu anda okullarından izin alıp Davos'a gitmeleri için bir sürü "bürokrasi engeli" var. Şaka bir yana, Web'deki sosyal ağlar aslında kendi içinde binlerce "yerel Davos zirvesi" oluşturdu bile. Time'ın da kapağına taşıdığı "yılın insanları" , çoktan geleceğe doğru yürümeye başladılar. Siz de benim gibi Davos'u televizyon haberlerinden kaçırdıysanız, yine Davos'a konuk olan YouTube 'dan videoları izleyebilirsiniz.
Guardian'dan Ben Hammersley 'in gözlemlerine bakılırsa Davos'ta bu sene Web ve teknoloji üzerine bunca konuşma olması bazı liderleri – isim vermiyor - ürkütmüş. Web 2.0'ın son zamanların "büyülü" sözcüğü olduğunu belirterek yazmaya başladığı notlarına, bu seneki katılımcıların konuşmalarında Web 2.0'ı sık sık kullandığı ile devam etmiş. Bu "büyülü" algının aslında çoğu liderin konuşmalarda geçen "Web 2.0" ı tam olarak anlamamasından kaynaklandığını belirtmiş ve eklemiş: "Bu seneki Davos'ta bloggerlar uluslararası medyadan daha fazla önceliğe sahip oldu." Bu durum da başta gazeteciler olmak üzere geleneksel medyadan çoğu kişinin canını sıkmış. Basın mensupları, konuşmacılardan özel demeç alabilmek için ekip arkadaşlarının koridorlara kurduğu küçük setlere gelmelerini beklerken, bloggerların, ellerindeki kameralar ile istedikleri yerde görüntü alabildiğini, bu sayede bloggerların geleneksel medyadan önce bloglarında olanı biteni dünyaya duyurduğundan dem vurmuş. Eh, madem o zaman Irak savaşındaki muhabirler ne yapsın? Irak'taki canlı yayın aracı, Davos'ta olduğu gibi her yere park edemiyor ki.
"Sahibinden torpilli video" olarak YouTube'da yapılan "Davos" aramasında üst sıralarda çıkan videoda Chad Hurley 'e yöneltilen soruları izledim. Chad Hurley YouTube 'un kurucularından ve ilk defa bu sene Davos'a gelmiş. Heyecanlı görünüyordu. Bu ropörtajda geleneksel medyadan gelen sorulardan biri bana enteresan geldi: "Televizyonu öldürecek misiniz?" Soru tüm İnternet camiasına değil de, direkt olarak YouTube'a geliyordu. Aslında yanlış algılamadan doğan beynelmilel bir çekince içeriyor bu soru. Chad Hurley nasıl cevap veriyor peki? "Hayır, biz yeni bir mecra oluşturuyoruz. Televizyonu öldürmeyeceğiz elbette." Sonra da aslında YouTube'un geleneksel medyaya nasıl destek verdiğini anlatıyordu. CBS , NBC gibi network'lerin YouTube ile nasıl çalıştığı ile ilgili bir özet yaptı. "Biz, herkesin katılımda bulunabileceği bir platform oluşturduk sadece" diyor ama basın mensuplarında hala kuşkulu bakışlar var. Bu bakışlar karşısında tedirginliği azaltacağına bir de ekliyor: "Bize bakıp neleri izle me k istediklerine karar veriyorlar" . Haydaa. "Biz aslında izleyiciyi bu ortaklıklarla televizyona yönlendirmiş oluyoruz. Yeni pazarlar açıyoruz." diye devam ediyor, YouTube'un CBS ve NBC gibi "tanıtım videoları" fonksiyonundan bahsederek. Aslında şunu dese hepsi rahatlayacak: "Korkmayın sevgili bakkallar. Biz mahallede yeni açılan bakkal değiliz. Kimin hangi bakkalda neyi bulacağını söyleyen rehberiz." Ama tabii ki bakkal metaforu "bize ait".
Geçtiğimiz aylarda yine Smart Marketing Journal'da "Podyayınlar radyoyu öldürür mü, İnternet televizyonu öldürür mü?" gibi konulardan bahsettiğimizi hatırlayınca benim de tüylerim ürperiyor açıkçası. Belki de son noktayı yine bir soru ile koymak gerekiyor bu düşünceye kapılan insanlara: "Televizyon çıktığı zaman sinemayı ve gazeteciliği öldürdü mü?" . Cevap elbette hayır. Mecralar evrilerek rollerini değiştiriyor/paylaşıyor sadece. Haydi, tüm kaygılarımızı silip çöpü boşaltalım.
Bunca gizli gerilimin üzerine bir de Bill Gates çıkıp önce Davos'ta sonra da Windows Vista tanıtım turlarında "İnternet üzerinden televizyon projemiz var" deyince, kavramlar birbirine karışmış gibi görünüyor ama hayır, karışmıyor. Kavramlar, aslında daha önce hiç oturmadığı şekilde yerlerine oturuyorlar. Bütün mecralar, bütün enstrümanlar, bütün kanallar ve bütün pazarlar varmaları gereken noktaya doğru ilerliyorlar yalnızca. Olan biten bu. Yani tekerlek bulundu, şimdi o tekerleği kullanarak "hareket" eden araçlar geliştiriliyor. "Arabalar hareket ettiği için yayalar yolda yürüyemiyor" diyen aklı başında bir insana rastladık mı?
İster algıda seçicilik diyelim, ister Davos'un en önemli gündemi diyelim, Web 2.0 bahsinde yapılan konuşmaların sonrasında sanki Davos'ta başka bir şey konuşulmamış gibi bir algı oluşturdum. Elbette konuşuldu ama diğer konuların önceki senelerden bir farkı yoktur nasılsa. Kim nereyi niye işgal etti, zengin ülkeler fakir ülkelere yardım etti gibi konular zamane gençlerinin ilgisini pek çekmiyor sanırım. Sosyal ağlarda bu konular da konuşuluyor elbet ama öte yanda daha yeni ve bilinmeyeni fazla bir konu varken "bilinen şeyleri" konuşmak da cazip gelmiyor. Üstelik o "bilinen" şeylerin de ne kadar "bilinir" olduğu üzerinde gezen şüphe bulutları bir türlü kalkmıyor ki.
Davos'ta bulunamadığım için yine Ben Hammersley 'in bir gözlemine daha başvuruyorum. Ben Hammersley, bu yıl Davos'taki oturumlarda en fazla alkış alan kişinin Tony Blair değil de Wikipedia 'nın kurucusu Jimmy Wales olduğunu söylüyor. Tek başına bu bile eski sıkıcı gündemler yerine, dünyanın daha iç açıcı ve belki de "kaybedeni" olmayan konularda konuşmak istediğini belirtiyor bence. "Dünyadan sıkıldık, biz Mars'a gidiyoruz" gibi bir mesaj aslında bu.
Bu arada hayır, Davos'taki Web 2.0 oturumu sırasında salona girip "Lavabo ne taraftaydı?" diye soran kişi ben değildim. O saatlerde İstanbul'da olduğumu ispat edebilirim.
Murat Kaya
www.muratkaya.net
|