|
Bir Sevgililer Günü daha akıp geçti. Ben Sevgililer Günü'nü hiç kutlamadım. Kutlayacağımı da sanmıyorum; doğuştan gelen bir şey mi bilmiyorum ama benim için itici bir gün...
Ama işin maddi yönüne bakacak olursak Sevgililer Günü oldukça muhteşem bir gün diye de düşünebiliriz. Sanırım dünyada yılbaşından sonra gelen en önemli ikinci özel gün. Anneler günü, babalar günü vb. günlerin pabucu dama atılmış durumda.
Alın size ilginç bir örnek. Google'da “sevgililer günü” kelimeleleri arattığınızda 2,390,000; “anneler günü” kelimeleri arattığınızda ise 675,000 sonuç çıkıyor. Herkesin annesi var ama herkesin sevgilisi yok (“babalar günü”nü arattığımda ise karşıma çıkan sonuç çok vahimdi; babalarımızı daha çok hatırlamalıyız kesinlikle).
İşin bir diğer bir garip tarafı da pazarlamacıların Sevgililer Günü üzerine çok kafa yormaması. Daha çok satışçıların ilgi alanına giren bir gün. Özellikle o gün çiçek almaya kalkışırsanız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayabilirsiniz.
Ama tüm bunları yazmamın nedeni sizi Sevgililer Günü'nde pazarın yaşadığı canlanmayla ilgili yorumlarıma hazırlamak değil. Bu sene garip bir şey fark ettim. Sadece onu paylaşmak istiyorum.
14 Şubat günü hafta içi her gün yaptığım gibi işe gittim. Benim için gayet sıradan bir gündü; dediğim gibi ben o günü kutlamam. Ama işe gittiğimde insanların da Sevgililer Günü'yle pek alakadar olmadığını gördüm. Koca katta kendisine çiçek gelen bir ya da iki kişiydi. Akşam özel bir şey yapacak olan kişilerin sayısı da çok fazla değildi. “Acaba bu evliliğin yarattığı bir şey mi?” diye düşündüm; yoo, bekar insanlar da onlardan farksızdı.
Sonra anladım ki; konuştuğum herkes Sevgililer Günü'nün bu denli tüketime odaklanmış olmasından bıkmış gibiydi. İlginç olan nokta yine konuştuğum kişilerin o güne özel olarak el yapımı, daha çok anlam taşıyan ve kişiye özel hediyelerin verilmesinin daha hoş ve ilgi çekici bulmasıydı.
İş arkadaşlarımla ofiste bunları konuşurken dünyanın dört bir tarafında insanların deli gibi sevgililerine hediye aldıklarını biliyordum ama düşünmeden edemedim (ki yazılarımı okumaya devam ederseniz yakın zamanda bu “düşünmeden edemedim”lerin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini çok daha yakından anlayacaksınız) “acaba insanları Sevgililer Günü'nden bıktırıyor olabilir miydik?”.
Sevgililer Günü bir çok insan ve bir çok satışçı için cazip bir gün ama olayın manevi yönünün neredeyse tamamen atlanarak maddi boyutuna odaklanılması ve insanlara “sevdiğinizi göstermek için para harcayın” şeklinde mesajlar verilmesi, bu günü tamamen itici bir hale getirmez mi?
O gün aslında kimse birbirine özel bir şey yapmıyor; gidiyorlar falanca mekanda rezervasyon yaptırıp filanca markadan hediye alıp birbirlerine veriyorlar. Bunun neresi özel??? Sevgilinizin ya da eşinizin bunları yapmasını mı özel buluyorsunuz yoksa size durup dururken sürpriz yapmasını mı?
Peki bundan korkmalı mıyız? Hayır... İnsanları tamamen bıktırmamız daha seneleri alacaktır. Ancak o zaman farklı ve özel bir şeyler yapmayı akıl edeceğiz.
Özel günleri saçma bulmuyorum; olmaları gerektiğine inanıyorum. Tüm dünyanın birkaç gün için bile gerçekten herkes için önemli olan şeyleri kutlamaları çok ama çok güzel. En azından birkaç noktada hemfikir olabiliyoruz. Yalnız bu özel günlerde bu kadar çok “tüket” mesajı verilmemeli. O zaman bu günlerin ne anlamı kalır ki?
Peki ne yapmalıyız? Bu noktada pazarlamayı ön plana çıkarmak gerekiyor. İnsanlara reklamlarda verdiğimiz mesaj şunu demeli; “sen sevgiline bir hediye almıyorsun, sen ona unutamayacağı bir an veriyorsun” (tabii ki daha güzel bir ifade ediş tarzı da kullanılabilir). Bu sayede benim gibi bu günü kutlamayan insanları bile işin içine çekebilirsiniz.
Bu konuyla ilgili olarak en çok beğendiğim reklam dizisi Mastercard'a aittir. Mastercard her reklamında yaşanılan her deneyimi oluşturan somut ürünlerin fiyatını verir ve sonradan ekler “Annenizle yemek yapmanın değeri paha biçilmez” veya “Sevgilinizle yataktan hiç çıkmamanın değeri paha biçilmez” *. Görüşmek üzere...
Eylül A.
* Tam cümleleri hatırlayamıyor olabilirim; seyretmek için www.reklamlar.tv
|