|
Blogging kavramının 1995 yılında başladığı söyleniyor. Özetle ve çok basitçe, kolayca yeni girişler yapabileceğiniz bir web günlüğü olarak tanımlayabileceğimiz bloglar, geldikleri nokta itibariyle net üzerinde kendisini ifade etmek isteyen herkesin bir numaralı aracı oldular.
Peki bloglar neyi değiştirdi ? Bloglardan önce düşüncelerimizi yazamıyor muyduk web sitelerinde? Forumlarda? Yazıyorduk elbet, belki bu kadar kolay değildi kendi başımıza bir web sitesi açmak; Altyapısı, tasarımı, güncellerken teknik işlemlerle doğrudan uğraşmamız gereği, forumlara üye olup bir grubun içerisinde grup psikolojisiyle davranmak durumunda kalmamız … gibi bir çok dezavantajı ortadan kaldırdı bloglar. Söyleyecek her neyiniz varsa, bir blog açmak, birkaç tuşa basmaktan ibaret!

Bu işin pratik yanı. Blogging, sadece birkaç cümle yazmayı çok kolay hale getirdiği için bu kadar popüler olmadı tabii. Blogging’in bazı sonuçları, bir kartopu etkisiyle, hele de bulunduğu web ortamının dinamizmi gereği, hızla yine blogging kavramına geri dönüp, onu dönüştürdü.
Her şeyden önce, samimiyetin iletişimdeki değerini, yüzümüze çarparcasına açık etti bloglar. Sadece kişisel değil, kurumsal anlamda da düşüncelerini, kim olduğunun izlerini samimi olarak bloglarda paylaşan kişi/kurum/markalar, üç kuruş etmeyen cafcaflı hard-sell mesajlara bürünmüş kurumsal iletişim mesajlarının içinin ne kadar boşaldığını fark ettirdi, hem “hedef kitle”ye, hem de pazarlama profesyonellerine.
Blogging’in gücü kollektif ama bağımsız, samimi ama acımasız. Pazarlama iletişimine kafa yoranlar için fırsat da olabilir, tehdit de!
İletişim anlamında, eğer deyim yerindeyse, günahın da, sevabın da meydanda olduğu bir ortam var artık. Kötü olan bir ürün/hizmet gizli kalamıyor, düşük veya sıfır pazarlama bütçesine sahip olan ürün/hizmet eğer iyiyse, bir kaç “blog fırtınası”nda şöhreti yakalayabiliyor. Krpyto-Lok model bisiklet kilitlerinin sadece basit bir tükenmez kalemle açılabildiği 1992 yılında birkaç bisiklet dergisinde yazılmıştı. 2004 yılında konu bloglanmaya başlayınca, Kryptonite firması ciddi bir iletişim kriziyle karşı karşıya kaldı.
Kanaat önderleri için yepyeni bir vakum yarattı blogging. "Trackback", "Tagging" derken kavramları tartışmak ve araştırmak,
derinlemesine inmek için bir anda internet kullanıcılarının
eline bağımsız ama örgütlü bir altyapı geçti. Trendleri takip
etmek, nabzı yoklamak, daha önce hiç duyulmadığı kadar çok
ve farklı fikirleri dinlemek için, bunu fark edebilenlere,
ciddi bir fırsat var.
Ülkemizde pazarlama profesyonelleri, iletişimciler, blogging’in ne kadar farkında? PR ajansları mesleklerinin bir dönüşüm içerisinde olduğunu, reklamcılar kullandıkları mecra karmasının hızla değiştiğini, öğrenciler kitaplarda yazanın çabucak eskidiğini, tüketiciler ise koskocaman bir blogosphere içinde aradıklarını bulmak zorunda olduklarını, biliyorlar mı dersiniz?
Türkiye’mizde blogging ne kadar aktif kullanılır?, İletişim dünyamızdaki önemi nedir? gibi konular henüz yeterince rakamsal açıklığa kavuşmuş değil, ama bir gerçek var ki, Z kuşağının markayı algılamasında, sosyal çevresini oluşturmada, tüketim tercihlerini yapmada blogging kavramı önemli bir yer ediniyor, edinecek. Bugün gözünü kapama lüksüne sahip pazarlama profesyonelleri, yarın masalarını zaten bu kuşağa terk etmek zorunda kalacaklar.
Serhat Akkılıç
|