|
İlk önce değişim kısmına değineceğim... 80’lerin sonu; 90’ların başı. İlkokul çağları... Haydi başlayalım.
İlkokuldayken mini defterler tutardım; ortaokulda da bu alışkanlık devam etti. Sonrasında yazı yazma işini daha karizmatik kılmak amacıyla bir daktilo aldım (onu kullanmayalı seneler oldu ama hala duruyor). Üniversitede Enformatik’e girince (bir bilgi işlem bölümü) bilgisayar aldım. Sonra bilgisayarda yazı yazıp çıktılarını almaya başladım. Yetmedi web sitelerine yazmaya başladım. O zamanlar müzik ağırlıklı yazıyordum. Sonra Ekşi Sözlük’e üye oldum; aklıma gelen her şey hakkında bir şeyler karaladım. 1,5 senelik suser’lığıma veda edip oradan ayrıldım. Takıldığım forumlar kesmeyince de, bir sene evvel blog yazmaya başladım. Uzun bir macera değil mi?
Yazdıklarımı şöyle bir okuduğumda insanlığın mağara adamından astronot olmaya kadar giden macerasını hatırlıyorum.
Anladığınız gibi bende sürekli bir kendini yazarak ifade etme tutkusu var. Bilmediğim ve son yıllara kadar fark etmediğim şeyse böyle bir tutkunun daha doğrusunu kendini dışa vurma tutkusunun bir çok insanda olduğu oldu.
Yalnız ben “yazmak” gibi klasik bir yöntemi teknolojinin gelişimine bağlı olarak çeşitli araçlarla uygularken insanların çoğunun bunla da yetinmediğini fark ettim. İnsanlar deli gibi; teknoloji geliştikçe kendilerini anlatmanın binbir türlü yolunu buluyorlar. Üstelik bu yöntemler başdöndürücü bir hızla yayılıyor. Ben yetişemiyorum; onu anladım. Özellikle Podcast bu noktada benim için “kızım, sen çok yavaşsın” dememe sebep oldu. Daha insanlara blog nedir anlatamazken bir de Podcasting hadisesi gündeme geldi.
Podcast aslında mp3’ten çok da farklı değil. Şöyle düşünün; bir siteye giriyorsunuz; pazarlama hakkında bilgi almak istiyorsunuz ve o sırada Profesör Zamazingo’nun ünlü “Müşteriyi 5 Yolla Kendinize Çekmenin Yöntemi” isimli seminer notlarını buluyorsunuz. Ama o da ne? Dosya word, pdf vb. bir formatta değil mp3 formatında. Bilgisayarınıza indirip Winamp’te ünlü seminerini bizzat Profesör Zamazingo’nun ağzından dinliyorsunuz. Üstelik bunu bilgisayar başında dinlemek zorunda da değilsiniz; dosyayı iPod’unuza yükleyip sıkıntılı geçen araba yolculuğunda müşterilerinizi şirketinize çekmenin yöntemlerini öğrenebiliyorsunuz (aslında cep telefonunuzdan da dinleyebilirsiniz ama malum Podcast’e ismini veren iPod).
Podcast’in yazıdan en önemli farkı da elbette dinlenebilir olmak gibi bir özelliği olması. Çünkü bu sayede bilgisayarınız olmasa da ders notlarınıza, seminerlere, röportajlara, haberlere vb. bir çok şeye rahatça ulaşabiliyorsunuz. Hem bir çok insan dinlemeyi okumaya tercih ediyor; bunu da unutmamalı.
Peki neden Podcasting ve Podcast? En önemlisi konuşmak ve dinlemek gibi iki eylemin yazmaktan çok daha farklı bir noktaya değinmesi; doğrudan bize seslenmesi. Ben burada bu yazıyı yazarken suratım sürekli şekil değiştiriyor ama siz görmüyorsunuz. Oysa beni dinleseydiniz sesimdeki inişlerden, çıkışlardan ve vurgulardan dolayı belki sizinle aramda daha yakın bir bağ kurabilirdik.
İkincisi de yazmanın ve okumanın sabit bir yerde elinizde kağıtlarla veya bilgisayar başında oturmanızı gerektirmesi. İşe gidiş dönüşlerim sırasında aklıma inanılmaz fikirler geliyor ama ne yazık ki serviste not defterimi veya dizüstü bilgisayarımı açıp not almam çok zor. Oysaki elimdeki mini bir ses kaydediciyle aklıma gelenleri anlatsam; o an neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi hemen açıklayabilme fırsatı bulsam kendimi çok daha rahat ve iyi bir şekilde ifade edebilirim. Üstelik siz de radyo programları gibi belli bir saatte yayınlanan bir şeyi takip etme zorunluluğu yaşamadan arkadaşınızı beklerken bile beni dinleyebilirsiniz. Ya da dünyanın bir ucunda yapılan ve aslında katılmayı çok istediğiniz bir konuşmayı da dinleyebilirsiniz. Seçim size kalmış...
Üçüncüsü de Podcast’in çok amaçlı kullanılabilirliği. Bunu özel yaşamınızda da kullanabilirsiniz iş yaşamınızda da... Mesela uzun bir konuşma yapmanız ve bir grup insanı bir araya toplamanız gerekiyor. İşin en yoğun dönemlerinden biri... Konuşmanız için zaman ayarlamıyorsunuz; işte Podcast bu noktada da imdada yetişiyor...
Podcast’in daha değişik kullanımlarına önümüzdeki birkaç ay içinde şahit olacağımıza inanıyorum (ben yine yetişemeyebilirim). Tabii ki bu yöntemin de çeşitli dezavantajları var; mesela sesiniz beklediğinizden daha antikarizmatik olabilir. Podcast yayınınız da hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Ama kendinizi ifade etmek istiyorsanız elbette siz de kendinize uygun bir yöntem bulursunuz.
Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki her geçen gün yeni bir ifade aracı çıkıyor. Bu da bize seçim ve daha çok bilgiye ulaşma özgürlüğü sunuyor. Bence işin en güzel tarafı da bu...
Gaye Ör
|