|
Bilgisayarda çok hızlı yazı yazıyorum. Bana bunun nedenini sorduklarında kısaca “chat” diyorum. Siz de hayatınızın bir döneminde her gün 8 saat bilgisayarın başında chat yapsaydınız, inanın siz de benim kadar hızlı yazabilirdiniz.
Yıllarca ICQ kullandıktan sonra kişi listem 250’ye yükseldiğinde, chat dönemini bitirmem gerektiğini anladım. Bazılarının kim olduğunu anlayabilmek için eski konuşmalara bakıyordum. İletişim kanalım, başa çıkamayacağım kadar genişlemişti.
Uzun süre kendimi web sayfalarının akışına bıraktım. Sonra radikal bir kararla MSN Messenger kullanmaya başladım. Nette de olsanız bir şekilde iletişim kurma ihtiyacı hissediyorsunuz. Hem de e-posta, uzayıp giden konuşmalarda can sıkıcı ve yorucu oluyor.
Neden MSN? Çünkü çevremde herkes MSN kullanıyor. Bunun için kullanışsız bulduğum halde kendime Hotmail hesabı bile aldım... Ama MSN için duygularım farklı. İnsan bir chat programını sevebilir mi? Ben seviyorum.
Bir zamanlar MSN kullanan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezken ve ICQ çılgınlığı hakimken, şimdi ICQ’nun lafını eden yok.
Buradan anlamanız gereken en önemli nokta şu; “Eğer iyi bir program yaparsanız, insanlar bunu bir şekilde fark ediyor. MSN bunun kanıtı”
Chat sırasında yaşadığım en önemli sorun, kendimi ifade etme güçlüğü, ki bunu siz de yaşıyor olmalısınız. Ne ben, ne de karşımdaki sanal... O nedenle ifade animasyonları, profiller, resmim, sesim, görüntüm, kısaca beni adım adım gerçek bir kişi olmaya yaklaştıran her şeyi seviyorum, işte bunlardan dolayı MSN’i de seviyorum.
Arkadaşımla konuşurken konuşma penceresinin sol üstünde onun resmini görmek, canım sıkıldığında onunla dama oynamak, web-cam’in nimetlerinden yararlanmak veya fıkrayı sesli anlatmak... Sonuçta ben sadece "nick name"i olan sanal bir karakter değilim.
Chat yapmak, boş zamanı olanların işi. Gereksiz işlerle uğraşan insanlara özgü bir hobi. Antisosyallerin buluşma mekânı...
Yıllarca bu tarz cümleleri birçok insandan duydum, hiçbirine de katılmıyorum. Çevrenizdeki birkaç kişi chat olayını boş boş laflamak için kullanıyor olabilir. Ama benim için farklı bir durum söz konusu. Bir şeyin kullanım alanı, sizin onunla ne yapmak istediğinize göre değişir. Burası İnternet, genellemelere yer yok. Peki ben neden chat yapıyorum?
İşe girdim gireli boş vaktim yok. Zaten günümün çoğu işte geçiyor. Çoğu arkadaşımla çalışma saatlerim ya da yerleri uymadığı için ancak akşam 8 gibi görüşebiliyorum. Yurt dışında ya da şehir dışında yaşayan arkadaşlarım var. Onlarla iletişimimi sağlamak için sadece telefonla konuşmak zorunda kalıyorum (telefon maliyetlerine hiç değinmiyorum) ama İnternet’te gezerken hem chat yapabiliyorum, hem de yazılarımı yazabiliyorum. Bir yandan müzik dinlemek veya televizyona bakmak da cabası.
Teknoloji geliştikçe insanların işe ayırdıkları zamanın azalacağını, boş vakitlerinin artacağını söylüyorlardı. Bence durum tam tersine gidiyor. Artık, kısa zamanlara çok iş sığdırma dönemi.
Arkadaşlarımın hayatı da benim gibi. Hepimiz yoğunuz ve başımızı kaşıyacak vaktimiz yok. Ama bu durum birbirimizi özlememize engel olamıyor. Bir şekilde İnternet’te buluşuyoruz ve en azından nasıl olduğumuzu öğrenme fırsatı yakalıyoruz. Hiç yoktan iyidir, değil mi..?
Zaman kısaldıkça MSN vb. programlara ihtiyaç artıyor. Ne zaman boş vaktimiz çoğalır ve ne zaman uzak mesafelere gidiş dönüşler kısalırsa, o zaman yüz yüze iletişim kurmak bize ilgi çekici görünmeye başlar. Ama şimdilik işler bu şekilde yürüyor.
Kısa zamanda çok iş yapma durumu, chat programlarına da yansıyor. MSN kullanıyorsanız bu durumu fark etmişsinizdir. MSN sadece “iletişim” imkânı sunmuyor. Size konser veya uçak bileti almayı, İnternet’te arama yapmayı ve çeşitli portallara kısayollarla ulaşmayı sunuyor. Zaman sıkıntısı çeken insanın dostu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu sayede kendi pazarını da genişletiyor.
MSN ücretsiz, ama varlığını sürdürmesi için para kazandırması şart. Site linkleri vs. sadece bizim iyiliğimiz için düşünülmüş araçlar değil. Bunlar reklam almanın bir yolu. Bir de kullanıcı sayısı yüz milyonu geçen ve sürekli masaüstünde açık duran bir programın, reklam alması da kaçınılmaz. Hangi reklamveren böyle bir fırsatı kaçırmak ister ki?
Üstelik kullanıcılar hakkında da daha tutarlı bilgilere sahipsiniz. İnternet’te kalma süresi (MSN kullanma süresinden yaklaşık bir değer elde edilebilir), yaş dağılımı, eğitim durumu, coğrafi dağılım, tıklanan linklerden ilgi alanları vs. Eğer hedef kitleniz MSN kullanan kitleyle benzerse (bu çok önemli bir nokta), MSN size çok iyi bir reklam platformu da sağlıyor. Tabii bazı dezavantajlar da yok değil. Mesela ben reklam alanlarına neredeyse hiç bakmıyorum, bunlara karşı otomatik bir savunma kalkanı geliştirmiş durumdayım. Yani MSN, masaüstümde saatlerce açık durabilir ama bu, reklamı inceleyeceğim ya da ilgili linke gideceğim anlamına gelmiyor. Tabii ki dikkat çekici reklamlarla bunun üstesinden gelme şansınız da var. İş biraz da ajansınızın yaratıcılığına kalmış durumda.
MSN çok kullanılıyor diye buraya reklam vermek zorunda değilsiniz. İşte biraz önce söylediğim hedef kitle burada devreye giriyor. Sizin hedef kitlenizin özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, onların MSN kullanma olasılıklarını doğru değerlendirmeniz, mecranın size uygun olup olmadığını iyi düşünmeniz gerekiyor.
MSN, aynı zamanda ağızdan ağıza yayılan uygulamalar için de güzel bir platform. Bir kişinin bile dikkatini çekerseniz, bu kişinin en azından chat yaptığı üç dört kişiye bu uygulamadan bahsetme olasılığı yüksek. Salgın başlatmak için ideal bir ortam.
Biraz önce de dediğim gibi MSN’in kullanıcı sayısı yüz milyonu aşmış durumda. Peki bu böyle devam eder mi? 5-6 yıl önceki ICQ çılgınlığının ülkemde ne kadar çabuk söndüğünü düşünüyorum da, daha iyi bir program çıkarsa MSN’i de yerinden oynatabilir. Neden olmasın? Ama bu tarz programların tutmasını sağlamak için, kullanıcıya farklı iletişim yöntemleri, kendini daha iyi ifade etme özgürlüğü ve sık kullanılan ya da ihtiyaç duyulan programlarla entegre çalışma olanağı sunmak gerekiyor. Sonra da sağlam bir ağ oluşturmak için kilit kişilerin programı fark etmesini sağlamak ve yayılması için sabretmek kalıyor.
Bu tarz özellikler, düşük bütçeli firmaların ya da tek bir programcının başa çıkamayacağı kadar iş gücü ve sermaye demek. Ama Google’ı da iki öğrencinin yarattığını veya Amazon’un da garajda kurulduğunu düşündüğümde, böyle mucizelerin gerçekleşme olasılığı bana çok da düşük gelmiyor. Hayat hiç belli olmaz, belki bir 50 yıl sonra Norveç’te yaşayan torunumla hologram ile iletişim kurabilirim. O sırada çayımı yudumlayıp örgümü de örmem cabası ;)
Gaye Ör
Eylulce.wordpress.com
|