|
Söylesenize bana, reklamlardan bunalmadınız mı artık? Evden çıkıyorsunuz reklam, eve geliyorsunuz reklam, dergiyi açıyorsunuz reklam, lokantaya gidiyorsunuz reklam. Ve e-posta kutunuzu açıyorsunuz, oradaysa reklam üzerine reklam...
Günde kaç tane reklam içerikli e-posta siliyorsunuz? Tek bir Yahoo adresime sadece Haziran ayında 247 adet reklam maili geldi (ben bu yazıyı yazarken Haziran’ın bitmesine birkaç gün daha var). Peki ben kaç tanesini okudum bilin bakalım. Hiçbirini.
Artık e-posta adresimi sağa sola vermeye çekinir oldum. Çünkü ben bir tane bülten için başvuruyorum bana ardından 10 tane bülten geliyor. Geri kalan 9 tane e-postanın ne hakkında olduğuyla ilgili en ufak bir merakım yok. Zerre ilgilenmiyorum, çünkü ben istemedim.
İşte bu yazısının konusu bu: "Ben istemedim"
Hayatınızı gözden geçirin. En çok aklınızda kalan deneyimler neler? İsteyerek gittiğiniz tatilleri mi daha çok hatırlarsınız, istemeden gittiklerinizi mi? Büyük bir hevesle katıldığınız derslere mi daha çok ilgi gösterdiniz, sadece yoklama listesinde adınız olsun diye katıldıklarınıza mı?
Bir şeyi isteyerek yaptığınızda onu daha çok hatırlarsınız, daha çok mutlu olursunuz, daha çok ilgi gösterirsiniz. Biz insanız, bu doğamızda var. Doğamıza karşı gelemeyiz. O nedenle e-posta kutunuza gelen bazı ürün bültenlerini ve tanıtımları başlığına bile bakmadan siliyorsunuz, çünkü siz istemediniz.
Peki şirketler nasıl bu e-posta olayının bu kadar kısa bir sürede, deyim yerindeyse, cılkını çıkardı? Neden e-posta kutuma neredeyse her gün 10 tanıtım geliyor?
Bunun birçok sebebi var. E-postayla pazarlama, ucuz bir pazarlama aracı. Katalog göndermekten daha rahat ve geri dönüşünü izlemek kolay. Ürününüzü beğenen müşteri, bir tıklamayla ürüne hemen sahip olabiliyor. Mağazaya bile gitmesine gerek kalmıyor. Üstelik iletişim adresi olarak e-posta adresini vermeniz, oturduğunuz evin adresini vermekten daha rahat.
E-postayla pazarlamanın bu kadar çok artısının olması ve en önemlisi de maliyetinin çok düşük olması birçok şirket için pazarlama araçlarının başına "e-posta"yı koymasını sağladı. Ama bilinçsizce yapılan hedef kitle seçimleri, göndermiş olmak için gönderilen e-bültenler, asla görmek istemediğiniz halde size gönderilen ürün tanıtımları, e-posta verilerinin sağa sola satılması, müşterilerin tepkisini çekti. Zaten günde onlarca e-posta okuyoruz. İlgimizi çekmeyenlere ise hiç vakit harcamak istemiyoruz. Biz de ne yaptık? Onları gelir gelmez silmeye başladık.
E-posta reklamlarını silerken tek düşündüğünüz bir an önce onlardan kurtulmak. Ama durun bir dakika! Belki de o sildiklerinizin arasında gerçekten işinize yarayacak şeyler var. Her neyse sonuçta hepsine bakamazsınız, silin silebildiğiniz kadar.
İşte bir müşteri olarak sizin bu yaklaşımınız bazı şirketlerin, yine deyim yerindeyse, jetonlarının düşmesini sağladı ve izinli e-posta pazarlamasını keşfettiler. Bazı şirketler artık müşterilerine e-bülten göndermeden önce onlara böyle bir şey isteyip istemediklerini soruyor. Belki bu sorunun sorulduğu 10,000 kişiden sadece 1000 tanesi onlara olumlu cevap veriyor, ama şirket biliyor ki bu 1000 kişi o e-bülteni okuyacak ve en önemlisi "istediği için okuyacak". Bu kişiler potansiyel müşteriden öte, benim gözümde mega-potansiyel müşteriler...
Maliyetlerini düşük tutmak isteyen ve hedef kitlelerinin kocaman (!) olduğuna inanan şirketler, inatla sağa sola e-bülten göndermeye devam etse de büyük şirketler e-posta göndermeden önce müşteriye e-posta göndereceklerini ve itiraz edip etmeyeceklerini soruyor ya da direkt izin istiyor.
Bakın şöyle bir şey yapalım. Ben sizinle bir projemi paylaşayım. Bu sayede e-postayla pazarlamanın artılarını ve eksilerini daha yakından görmüş oluruz. Üstelik bunları, bu işi yapan birinin ağzından dinlemenin (her ne kadar profesyonel olmasam da) sizin için daha ilginç olacağını düşünüyorum.
Çalıştığım şirket için bir e-bülten projem var. E-bülten gönderme isteğim bu yöntemin daha ucuz ve zahmetsiz olmasından kaynaklanmıyor. Online ortamın çok değişik görsel tasarımlara ve interaktif iletişime olanak sunması nedeniyle bültenleri online olarak göndermek istiyorum. Fakat kafamdaki en önemli sorun, bu bültenin kimlere gönderileceği... Bunun bir sürü nedeni var. İnsanları rahatsız etmek istemiyorum. Müşterilerimin gözünde firmamın durmadan e-posta gönderen rahatsız edici bir şirket konumuna düşmesini de istemiyorum. Üstelik gönderdiğim bültenlerin gerçekten okunmasını istiyorum. Ulaşmak istediğim amaca bu şekilde ulaşabilirim, "okunarak". O nedenle tüm bu "istiyorum" ve "istemiyorum"ları göz önünde bulundurarak müşterilerime böyle bir e-bülten alıp almayı istemediklerini soracağım. Bunu yaparken de onlara şöyle diyececeğim: "Bak ben böyle böyle bir şey hazırlıyorum. İçinde şöyle şöyle şeyler olacak. Bunu istiyorsan bana söylemen yeter. İstemiyorsan da benim için önemli değil. Sen müşterimsin. Seni rahat ettirmek benim için her şeyden önce geliyor. Eğer bir gün fikrini değiştirirsen de ben şurada olacağım."
E-postayla pazarlama ile SPAM arasındaki farkı mutlaka ayırt edin! SPAM gözünüze çok değersiz gözükebilir, bu şekilde gelen e-bültenlerin tek yerinin çöplük olduğunu düşünürsünüz. Ama bir de izinli e-bültenleri ve izinli pazarlama ile İnternet’in, e-ticaret’in ve pazarlamayı İnternet’e taşıyan şirketlerin ulaştığı noktayı ve geleceğini düşünün. E-postalar size bir katalogdan veya bir web sayfasından fazlasını sunabilir. Müşterilerinizin, beğendiği ürüne hemen sahip olmasını sağlayabilir. Eğer e-bültenleriniz beğeniliyorsa ve insanlar bunu sağa sola yolluyorsa, tahmininizden de geniş bir kitleye ulaşabilirsiniz. Dünyanın her yerine ulaşarak, şehrinizin, hatta ülkenizin dışında da tanıtım yapabileceğinizden ve ürün satabileceğinizden söz etmeye gerek bile görmüyorum.
Şimdi tekrar varılan noktayı ve geleceği düşünün. O gelecekte yer bulmak için şimdiden acele edin.
Gaye Ör
Eylulce.wordpress.com
|