- SPOTLIGHT -
 
Medyanın yeni sahipleri ve MSN Messenger


Seçtik, tükettik, şimdilerde ise yaratıyoruz. Web 2.0’ın meyveleri bizi kontrollü medya ve iletişim platformundan usulca uzaklaştırdı, “özgürlüğe” taşıdı.

Bloglar, sosyal ağlar, tavsiye ve “bookmarking” siteleri, “RSS Feed”ler, anında mesajlaşma servisleri ve bu yazı yazılırken hayat bulan “yeni”ler bizi “medyanın yeni sahipleri” ile tanıştırdı.

Kendimizle... Mikro müşterilerle.

Markaların pazarlama planlarını şekillendiren kitle artık milyonlar değil, tek tek bireyler. Kontrol, işbirliği ve yaratıcılık peşindeki bireyler. Adidas ayakkabımızı yaratıyor, Beck albüm kapağımızı tasarlıyoruz.

Artık medya tüketimimiz daha az kollektif ve daha fazla interaktif. Aldığımız mesajların zamanını, yerini hatta içeriğini bile belirlemek istiyoruz.

İletişim yöntemimiz ise daha dijital. Artık birbirimizi aramıyor, anında mesajlaşıyoruz.

18 ayda 2,5 milyondan 14,5 milyona ulaşan MSN Messenger kullanıcıları olarak, anında mesajlaşıyoruz.

Son okuduğumuz kitabı kişisel mesajımıza yazıyoruz, akşam gittiğimiz kafedeki fotoğrafımızı resmimize koyuyoruz, dinlediğimiz müziği gösteriyoruz. Deneyimlerimizi paylaşıyoruz, tavsiyelerde bulunuyoruz. Kısacası, tüketiciler olarak içerik yaratıyoruz.

Universal McCann’in 5 Avrupa ülkesini kapsayan “Open Source Media: Is this the end of mass communication?” araştırmasında, en fazla kullanılan Web 2.0 markası olarak %66 ile MSN Messenger 1. sıraya oturdu. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu ise satın alma kararında en fazla başvurulan kaynak olarak, iletişimin nihai amacı, “aile/arkadaş tavsiyesi”nin ön plana çıkması oldu. Hal böyle olunca, henüz Türkiye’de rastlamadığımız, “Buzz marketing” ajanslarının ağızdan ağza pazarlama yaratmak için seçtikleri tüketicilerde minimum 150 MSN arkadaşı limiti koymaları boşuna değil.

Markalar, bizimle iletişimin ötesinde “ilişki” kurmaya başladıkları, “işbirliği” içinde olmaya çalıştıkları ve bizi “yetki”lendirdikleri sürece başarılı olacaklarını fark ettiler.

MSN “Branded Entertainment and Experience” diye nitelendirdiği marka ortaklıkları ile bu yönde yol almaya başladı. Sohbetin içeriğine duyarlı reklamlar, Sprite’ın hayatın müzik tarafını sahiplendiği “Scenario” projesi ve son olarak Sony Ericsson’un W810i walkman telefonunun promosyonu için yarattığı sanal yeşil adamlar ile markalar MSN Messenger’ımızın içine zekice yerleşmeye başladılar.

Sosyal medya, içeriği ilgili kitleye ulaştırmakta şüphesiz en başarılı araçlardan biri. Özellikle Türkiye’de. Ayda 70 milyon mesaj ile dünya 4.’sü olduğumuz, 14 milyon kullanıcı ile Çin’i bile geride bıraktığımız, listemizde ortalama 70 kişiye yer açtığımız bu platformda bizi yakalamak isteyen markalara, ancak ilgili olduğumuz konularda doğru zamanlamayı tutturduklarında pas veriyoruz. Artık markaların tablar, bannerlar, video ve oyun reklamları ile değil, iletişimimizin içinde var olmalarını bekliyoruz.

MSN Messenger’daki sohbetimize malzeme olan markaların ortak özelliği, sosyal etkileşime olanak vermeleri. Ne giydiğimizi, nereye gittiğimizi veya ne izlediğimizi konuşuyoruz. Ne konuşacağımıza biz karar veriyoruz. “İçeriğimize etkin bir şekilde sponsor olmaksa markaların yaratıcılığına kalıyor.”

Gelecekte markaların başarısı, tüketicinin yarattığı içerikte kontrollü bir şekilde yer almakta saklı olacak.


Meltem Günyüzlü
www.so-be.blogspot.com