- SPOTLIGHT -
 
MSN, kapıyı sonsuz kere çalar


80’lerle başlayalım. 80’li yıllarda çekilen filmlerde bilgisayarlar boy göstermeye başlamıştı. PC’nin ilk"halkla ilişkiler" denemesi miydi bilinmez ama 60’larda çekilen filmlerde kadraja bir türlü sığmayan bilgisayarların küçülmesi, yönetmenlerin de hoşuna gitmişti herhalde. O yıllarda bir fotoğraf dosyası bile koskoca disketlere ancak sığarken, filmlerde gördüğüm, konuşan ve hareketli görüntü oynatan bilgisayarları olan insanlar enteresan gelirdi bana. Stüdyo da değildi onlarınki, bildiğimiz "konut" tipi evlerde böyle bilgisayarlar görürdüm, garipserdim.

İşte o filmlerde, zamanın ismi henüz konmamış "hackerları"türerdi bir sahnede. Bildiğimiz kelime işlemciler açılırdı ekrana ve patır patır kelimeler dökülürdü ekrana. "Şu anda evde olduğunu biliyorum" gibi, “bilgisayarın başında oturuyorsun da bana haber vermiyorsun demek” gibi, “elimdesin” gibi mesajlar çıkardı ekrana. Başrol oyuncumuz şaşkına dönerdi. Bilgisayarına gelen bu “tuhaf” mesajların nasıl geldiğini anlamaya çalışırdı. Halbuki çok kolaydı. Açıyordun temiz bir kelime işlemci dosyası, kamera ekrana odaklanmışken kocaman punto yazılarla giriyordun “hacker’ından gelen mesajı”.

Messenger ihtiyacı
Messenger ihtiyacı, aslında kendisini filmlerle 80’lerde böyle belli ediyordu. İki bilgisayar arasında iletişim kurulması “fantazisi” oluyordu bu. Bilgisayara giren “hacker”, illa kendini belli etmek istiyordu, “çalıyorum bak dosyalarını, ona göre, haberin olsun, sonra çaldı deme” gibisinden bilgisayar sahibi ile muhabbet ediyordu. Bayılıyordum o sahnelere. Bildiğimiz kelime işlemcilerle yapılmış bu sahneleri hala arada bir görüyorum eski filmlerde. Yakında, bu filmlerin yapımcıları bahsettiğim sahneler yüzünden filmleri tamamen ortadan kaldırmak isteyebilirler. O yüzden korsana düşmeden, arada bir göz atın derim bu filmlere.

80’lerde kendini iyice belli eden bu “Messenger” ihtiyacına cevap 90’larda geldi. İnternet’in, son kullanıcıya açıldığı günden itibaren bilgisayarlar değil de, kullanıcıları “e ama birbirimizle iletişim kuramayacaksak, ne anladık bu İnternet’ten?” diye yazılımcılarının gözlerinin içine bakarken, aranan çözümler ortaya çıkmaya başladı.

Messenger türevleri
Yanlış anlamayın, bunların çoğu muhabbet amaçlı istekler olsa da, aslında sonradan telefonun ve mektubun yerini alacak kadar büyük buluşlardı. Tıpkı İnternet üzerinden telefon görüşmesi yapmak üzere sunulan yazılımların, şirketler arası telekonferans araçları olarak kullanılması gibi. ICQ ile başlayan yolculuk, Amerika’da AOL Messenger ile devam etti. “You’ve Got Mail” adlı film ile tüm dünyaya bu ürünün ne işe yaradığı gösterildi, ihtiyaç oluşturuldu, ardından arz gelmeye başladı. MSN Messenger da o sıralarda yeni boy gösteriyordu ama “You’ve Got Mail” filmindeki yazılımın aynısı olduğunu anlatması için zaman ve yeni bir Windows sürümü gerekliydi. Tüm bunların üstüne ICQ’da hack’lenenler gelince, MSN Messenger “kürkçü dükkânı” tabelasını kapısına astı.

Milyonlarca bilgisayar arasında iletişim kurulduktan sonra “alışma evresi” adı verilen dönemin geçmesi gerekiyordu. Bu dönemde kullanıcılar ürüne alışırken, üreticiler de ürünlerini geliştirme fırsatı buldu. Mesela eskiden ICQ listenizdekiler sadece kullandığınız bilgisayarda kayıtlı olurdu ama sonra bu listeleri sizin için İnternet’te muhafaza eder oldu. MSN Messenger, en başından beri bu özelliği sunarak büyük bir fark attı diyebiliriz. Onlara göre küçük, ama kullanıcı için “kocaman bir adım” idi bu.

MSN listeleri, billboard listeleri gibi rekabetçi değildi belki ama kişiler arası iletişime yeni bir boyut getirmek açısından çok etkililer. Encarta isimli robot (ya da her neyse) çıktığında, “MSN listesinde konuşacak kimsesi olmayanlar için muhabbet robotu” sanmıştım. MSN listeleri şu sıralar pazarlamacıların ilgi alanına giriyor çünkü WOMM denilen şeyi yaşatan en büyük mecralardan birisi MSN Messenger artık. Listesinde belli bir sayıdan fazla sayıda kullanıcı olan kişilerle firmaların iletişime geçip ürünlerini onlara denettirerek, deneyimlerini MSN Messenger listesindeki insanlarla paylaşmasını istiyorlar. Öte yandan Messenger’ın kendisi de bir reklam mecrası haline geldi. Ana pencere üzerine yerleştirilen çeşitli butonlar ile sponsor firmaların hizmetlerine ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Yine ana pencerenin en altında bulunan reklam panosu çok kullanışlı. İnternet üzerinden yapılan kampanyaların çoğunu oradan takip edebiliyorum diyebilirim. Son hatırladığım reklamda, bir otomobil markasının sitesine tıklama ihtiyacı hissettim çünkü animasyonlar ve verilen mesaj “sıradan bir otomobil reklamı değil, bu başka bir şey” hissi vermişti bana.

Messenger bir chat aracı değil mi?
Sinema da ilk bulunduğu zamanlarda, akşam vakitlerini doldurmak için bulunmuş yeni bir eğlence olarak görülüyordu. MSN de ilk başta “sohbet” aracı olarak algılandı, fakat şu anda MSN server’larındaki geçici arızalar sırasında birçok insanın işini aksatan bir hizmet. Siz de duymuşsunuzdur MSN Messenger ile çay siparişlerini alan çaycının hikâyesini. Diyafon hâlâ var, ama çayı isteyen kişinin önünde bilgisayarı olduktan sonra diyafona kadar gitmesini bekleyemezsiniz artık. Telefon mu? Telefon kullanarak aynı anda on kişi ile iletişim içerisinde bulunabilir misiniz?

Bu ihtiyacın ne kadar ileri bir boyutta olduğunu anlamak için geçen aylarda haberlere konu olan Yahoo Messenger ile MSN Messenger’ın birbirlerini tanıyan bir versiyona taşınması konusunda yapılan anlaşma yeterli olur herhalde. Bu sırada Google’ın da boş durmadığını belirtmek gerekir.

Peki ya sonuç?
Cep telefonları ve bilgisayarları (dolayısıyla İnternet’i) ortadan kaldırdığınız zaman, dünyanın yarısını kilitleyebilirsiniz. Bu durumda, insanları sabit telefonların başına kilitleyerek, iletişimlerinde kullandıkları yeni yolları kapayarak verim almanız neredeyse imkânsız. Hayatını tek bir aletten kontrol eden insanların yaşadığı döneme giriş yaptık bile. İş yerinizdeyken, markete uğramadan tüm alışverişlerinizi yapabileceğiniz çağda yaşıyorsunuz. Messenger listenizdeki arkadaşlarınıza firmaların ihtiyacı var, çünkü yüzyüze görüşmelerinizin çoğunu artık MSN üzerinden yapar oldunuz ve onlara memnun olduğunuz ürünlerin reklamını yapmakta gönüllü davranıyorsunuz.

80’lerde çekilen filmlerdekinden çok ötede “yazılımlar” kullanıyoruz, Encarta’ya sorduğumuz sorulara hemen cevap alıyoruz, yan masadaki arkadaşınızla konuşurken aklınıza gelmeyen isimleri/yerleri/ünlüleri online olarak bir mesaj ile ücretsiz olarak hatırlayabiliyorsunuz, müşterinizle yaptığınız telefon görüşmesi sırasında bir yandan da akşam ne yapacağınızın planını yapabiliyorsunuz, müşterilerinizle toplantıdayken dışarıyla iletişiminizi kaybetmiyorsunuz, akşam bunaldığınız bir anda ilkokul arkadaşınızla online tavla oynayıp bir yandan da işlerinizi yapabiliyorsunuz, sıkıcı bir toplantı sırasında not alıyor gibi görünerek “bu toplantıdan çok sıkıldım” diye avazınız çıktığı kadar mesaj atabiliyorsunuz ve daha önemlisi sesli bir biçimde söyleyemediğiniz şeyleri (kimse duymadan) yazılı bir şekilde karşı tarafa gönderebiliyorsunuz.

E ama daha ne istiyorsunuz? Bir de okuma ve yazma eyleminin gerçekleştirildiği, nadir durumlardan biri olarak elimizde MSN Messenger kaldı galiba. Değerini bilmek lazım.


Murat Kaya
www.muratkaya.net