|
"
Uzun zamandır blog yazıyorum;
bir seneyi geçtiğimiz Şubat ayında doldurdum... Bir sene bir
ay... Dile kolay... O zaman zarfında hayatımda bir çok şey
değişti ama blog adresim hep aynı kaldı ve çoğu zaman neredeyse
her gün yazdım. Bazı günler 6 - 7 yazı yazdığım bile oldu.
Bazen blog'u kapatmak istedim ama bu benim dünyaya olan penceremi
kapatmak demekti ve yapamadım...
İçinizden birileri blog nedir bilmiyor olabilir. Blog sık
aralıklarla güncellenen web güncesi demek. Blogger da blog
yazarı. Ama blog hakkında herkesin kendine göre bir yorumu
var aslında... Bir sene bir ay... İnanın benim de bu konuya
dair söyleyecek çok şeyim var. Nereden başlamalı bilmiyorum...
?
Ben bir insanım, kadınım, birilerinin arkadaşı, birisinin sevgilisiyim, pazarlamacıyım ama aynı zamanda bir blogger'ım. Komik gelebilir sana ama bununla gurur duyuyorum ben. Birçok insanın yaptığı gibi susup kalmıyorum; çok şey var söyleyeceğim... Birileri de çıkıyor elbet dinleyecek. Çoğu zaman zaman işi gücü bırakıp ben onları dinliyorum.
Internet insanları asosyal kılıyor diyen bir sürü insan dolanıyor ortalıkta. Bu Internet'i nasıl kullandığınıza bağlı. Ben asosyal değilim, ben blogger'ım.
Bir insanla konuşabilir, onu görebilir, ona dokunabilirsiniz ama o insanın yazmaya başladığında neler yazabileceğini hiç bilemezsiniz. Ben senelerdir yazı yazıyorum ama blog'umda pazarlama hakkında yazmaya karar verdim. Pazarlama benim tutkum.
Kitabımızın yazarlardan ilki olan Timothy Keiningham ile 2.5 sene evvel bir konferansta tanışmıştım. Birkaç araştırma projesi üzerinde çalışmaya başladık ve makalelerimiz çıktı. Daha sonra Tim'in çalıştığı Marketing Metrics şirketi (diğer yazar olan Terry Vavra tarafından kurulmuş bir şirket) Ipsos (dünyanın en büyük 5inci anket araştırma şirketi) tarafından satın alındı. Tim ve Terry, Ipsos ile başladıktan sonra, bu kitap projesini ortaya attılar ve daha önceki projelerimizden de tanışıklığımız çerçevesinde beni de davet ettiler. Hem akademik perspektifi sağlamak, hem de yazarların daha global bir şekilde temsil edilmesini sağlamak açısından faydalı oldu. Kitapta bir de Türkiye'den örnek var. Tansaş...
Bugün seni pazarlama blogger'larıyla tanıştırmayı düşünüyorum. Bir çok pazarlama blog'u var ve her geçen gün yenileri açılıyor... Bu insanlar pazarlama alanında çalışmakla kalmıyor, pazarlamayı yaşıyorlar ve yazılarıyla insanlara yaşatıyorlar. Arada tepki gösterenler oluyor bize. Kimi zaman da pazarlama müdürlerinden, reklamcılardan övgüler alıyoruz. Kimi zaman blog'umuzu hacklemeye kalkanlar oluyor, kimi zaman da sağda solda reklamımızı yapanlar... Biz blogger'ız; hoşgeldin aramıza...
Röportaj Karması : )
Klasik bir röportajda ilk soru, röportaj yapılan kişiye neden
o konuyla uğraştığını sormak olur. Ben de öyle yaptım.
Alper Akcan, MarketingMa isimli blog'un sahibi... Uzun süredir
pazarlamayla içiçe bir yaşam sürmesine rağmen sadece 3 aydır
blog yazıyor. Buna rağmen en popüler pazarlama blog'larından
biri haline geldi. Bundaki en önemli etkenlerden biri yazılarının
yüksek kalitesi, diğeri ise diğer blog'lara da yorumlarıyla
sık sık katkıda bulunması.
Alper Akcan blog kurma nedenini şu şekilde açıklıyor; "Bir
konu ile ilgili çok araştırıp, çok okuyup, çok gözlem yaptıkça,
görüş ve fikirler de üretmeye başlıyorsunuz. İşte bu fikirlerimi
paylaşmak ve tartışmak için bu blogu kurdum. Hayatta bir çok
şey tesadüflere dayanıyor, blogumu açmam da böyle bir tesadüftür.
Yakın bir dostumun blogu ile ilgili linki görmem üzerine,
bu kadar kolay blog yapılabildiğini öğrendim ve o gece ilk
yazımı yazdım."
Blog kurmanın bir avantajı da web sitesi oluşturmaktan çok
daha kolay olması. Yaklaşık 10 dakikada kendi blog'unuzun
sahibi olabiliyorsunuz ama web sitesi kurmanız günleri hatta
haftaları alabiliyor. Çünkü tasarım ve sayfaları oluşturma
çok vakit harcayan bir iş. Junior Copy Writer blog'unu kuran
Murat, aslında bir web sitesi kuracakken tasarım vb. şeylerin
getirdiği zorluklardan dolayı blog açmaya karar veriyor, "Kendime
bir site yapma planlarım vardı o sıralarda. Amacım, öncelikle
yazdıklarımı oraya koyup kendime bir vitrin yapmaktı. Sonraki
dönemlerde, belki freelance işler bulurum diye düşünüyordum.
Elime aldığım tüm HTML kitapları bir süre sonra beni sinir
küpü yapıyordu, çünkü bana bir site nasıl yapılabilir sorusunun
cevabını vermediğini düşünüyordum. Ufak tefek, basic programlama
dili gibi bilgiler veriyorlardı sadece.. Vazgeçtim. Abim,
yaz tatili için gelene kadar, bu projeyi de erteledim. Abim
geldiğinde, "ben bir site açmak istiyorum, ama html kodları
ile uğraşmak istemiyorum" dedim. Amacım, siteyi ona hazırlatmaktı:p
O da bana "blog aç madem" dedi. "Aaa blog nedir" diye sordum
ve sorumun ardından kendimi blogger.com'da bir account açarken
buldum. Hiçbir html kodu ile uğraşmaya gerek olmadan, ayrıca
hosting hizmetini google'dan bedavaya alabileceğin bir site
fikri varken, gidip de " copywriter.com" gibi bir adres alıp,
oraya hem tasarım için hem de hosting için para vermek ayrıca
"ne koyacağım ki siteye yazdıklarımdan başka" sorusuna cevap
aramaktan daha kolay geldi."
Peki blog'ların bu kadar popüler olmasının nedeni kolay kurulabilir
olmaları mı? Kesinlikle hayır. Destan Pazar-lamaca blog'unun
kendi için ne anlam ifade ettiğini açıklarken çok da güzel
bir noktaya değiniyor; blog okuyucularına; "bana ne ifade
ettiğini, okuyuyanlar ve arkadaşlarım belirledi diyebilirim.
Okuyanlar ve yorum yapanlar, hiçte yabana atılacak adamlar
değil." Kendisine katılmamak elde değil; kendi blog'umda da
görebildiğim kadarıyla okuyucu ve yorumcu kitlesi oldukça
çeşitli. Kimi zaman blog'a direkt yorum yazmasalar da ünlü
iş adamları ve reklamcılar da blog sahiplerine e-mail atıp
yorum isteyebiliyor. Ben belki bir web sitesi kursaydım şu
an çektiğim kadar ziyaretçi çekemeyecektim; Google sayesinde
blog'lar arama sonuçlarında başı çekiyor. Hep verdiğim bir
örnek vardır; bir gün bir Rodi Jeans ile ilgili bir yazı yazdım
ve çok uzun süre Google'da "Rodi Jeans" yazıldığında şirketin
sayfasından önce benim yazım çıktı.
Blog'da belli bir konudan bahsetmek ise (bizim örneğimizde
olduğu gibi pazarlama) o konuyla ilgili herkesi blog'unuza
çekiyor. Bunların içinde de doğal olarak o sektörün önde gelen
isimleri de yer alabiliyor.
O nedenle blog'lar sayesinde kurduğunuz iletişim ve edindiğiniz
çevre de size çok faydalı olabiliyor. Project House ile benim
tanışmam da blog'um sayesinde oldu. Blog yazmanın en önemli
artısı iletişim ağlarını genişletmek gibi gözükse de hayatınıza
bir çok artı değer katıyor. Alper Akcan bu konuyu gayet iyi
özetliyor; "Her şeyden önce, blogosphere denen dünyayı tanıma
fırsatım oldu derinlemesine. Kutunun içinde olmadan, içeride
olup bitenleri anlayamıyor insan. Consumer generated content,
kavramını keşfetmeme neden oldu. Ve bunun ne kadar güçlü olduğunu.
Yazı yazmanın getirdiği disiplinden dolayı, sistematik düşünme
alışkanlığı edinmenizi sağlıyor. Kitap yazmayı düşünenler
için çok ideal bir alıştırma. Ve belki de en önemlisi, çok
değerli insanları tanıma fırsatım oldu. Bu paylaşım insanı
çok büyüten bir değer."
Diyalog blog'unun sahibi Selim Tuncer de bu tezi destekliyor;
"Zihninde düşünce adına en küçük bir kırıntısı olanların bile
bu yolla paylaşmalarını arzu ederim. Paylaşmak düşünceyi büyütür,
cimrilikse yoksullaştırır. Yazsınlar da nasıl yazarlarsa yazsınlar."
Ama inanın "yazmak" göründüğü kadar kolay bir şey değil. Çünkü
blog'ları yapısı nedeniyle sık sık güncellemeniz gerekiyor.
Bir hafta ya da daha uzun bir süre yazmadığınızda (ve bunu
habersiz yaptıysanız) okuyucularınızdan "neden yazmıyorsun,
ne oldu?" başlıklı e-mailler almanız içten bile değil. Böyle
bir durum sizin ziyaret oranlarınızı da etkiliyor. İnsanlar
ne zaman yazıyla karşılaşıp karşılaşmayacaklarını bilemedikleri
için bir süre sonra sitenizi ziyaret etmekten de vazgeçebilir.
Blog yazmanın gerçekten en zor yanı güncellemek...
Pazarlamacadısı Burcu, insanın blog yazmayı gerçekten istemesi
gerekir diyor; "... çünkü gerçekten ister istemez belirli
bir zaman ayırmanız gerekiyor. Takip ve güncellemeler önemli.".
Blog sonuçta iki yönü olan bir iletişim aracı. Alper Akcan'ın
söylediği gibi "İstediğim zaman yazarım, kimse okumazsa da
umurumda değil" diye düşünüyorsanız, blog tutuyor sayılmazsınız.
O zaman Word'de yazın yazınızı ve bilgisayarınızda saklayın."
Unutmayın, siz blog'unuza ne kadar çok önem verirseniz, okuyucularınız
da o kadar önem veriyor. Bu da sizin kendinizi daha çok geliştirmenizi
sağlıyor. Destan günlük hayatında belli bir özelliğiyle ön
plana çıkan kişilere, kendilerini o alanda daha çok geliştirmelerini
sağlamak için blog yazmalarını öneriyor.
Selim Tuncer de, blog'unun kendisi için ne anlam ifade ettiğini
sorduğumda "öğreniyorum" diye cevap yazdı. Blog açmadan önceki
halimle şimdiki halimi karşılaştırdığımda gerçekten yazdıklarımla
insanlara verdiklerimden çok benim onlardan bir şeyler almış
olduğumu görüyorum.
Blog'ların size bir şeyler vermesi için bir blogger olmak
zorunda değilsiniz; onları okumanız da size çok şey kazandıracaktır.
İnanın bunda çok ciddiyim. Murat Kaya, gazete okumadığını
ve radyo dinlemediğini fakat blog'larla istediği her şeye
ulaşabildiğini söylüyor; "Haber seyretmemekle kaçırdığım şeyler
sadece politik (veya sosyal) şeyler. Zaten dünya yıkılsa,
onu fark ederim tv olmadan da, gazetede okumadan da... Sosyal
şeyler dediğim de, sosyete haberleri. Sosyetede değilim ki,
niye beni ilgilendirsin? He he." Blog'lar sizin başka insanların
yaşamlarına da daha yakından tanık olmanızı sağlıyor. Çünkü
tüm blogger'ların ortak noktası aslında yazılarını edindikleri
deneyimlerden yola çıkarak yazmaları...
Pazarlama blog'ları neden? Daha doğrusu "neden pazarlama"?
Bunu kısaca özetlemem gerekirse şöyle diyebilirim; "pazarlama
benim tutkum olduğu için pazarlama üzerine yazıyorum". Peki
diğerleri ne düşünüyor? Selim Tuncer, bayıldığım bir cevap
yazmış bu soruya; "İlgi alanı bu kadar geniş, yalnızca tüm
bilim dallarıyla değil, aynı zamanda tüm sanat dallarıyla
da bir biçimde ilişkisi olan, yaratıcı dürtüyü daima canlı
tutan, entelektüel anlamda sürekli beslenme ihtiyacı hissettiren
başka bir meslek biliyorsan bu işi hemen bırakayım." Murat,
pazarlama hakkında çok yazmasa da reklamcı olması nedeniyle
pazarlamayla yakından ilgilenen bir kişi; o hayatın pazarlama
olduğunu söylüyor;"Hayat bir pazarlamadır zaten. İster istemez
içindesindir."
Destan da dünyayı pazarlama yoluyla bir şeyleri değiştirmek isteyenlerden; "Dünyayı değiştirmek gibi bir azmim yok ama hayatı daha kolay yaşanılır hale getirmek isteğim var. Pazar-lama bu konuda en yetkin bilim dalı."
Pazarlamayla ilgili yazanların ortak amacı pazarlamanın ne olursa olsun daha çok değer görmesini sağlamak. Bu işi öyle büyük bir tutkuyla yapıyorlar ki ben onlara hayran kalıyorum. Üstelik blog yazmanın getirdiği zorlukları da bildiğim için onların gerçekten istediklerini yapacaklarına inanıyorum.
Her ne kadar blog'ların durumu gün geçtikçe iyiye gitse de hala dünyadaki gibi değil. Bunu Blogger sitesinde çıkan sonuçlardan da anlayabilirsiniz. Bu durumun, blog kavramının ülkemizde çok iyi bilinmemesinden ileri geldiği düşüncesi yaygın olsa da (ki ben de buna inanıyorum) Murat başka bir konuya daha dikkat çekiyor; "fişlenmek"; yazılan şeylerin sonrada aleyhte kullanılmasından çekinilebileceğini söylüyor. Şu ana kadar ülkemizde böyle bir duruma rastlanmadı ama yurtdışında böyle örnekler var. Üstelik yazdığınız yazılar siz blog'unuzu ortadan kaldırmadıkça uzun yıllar boyunca Internet'te kalıyor. Blog'unuzu kapatsanız da blog'unuz hakkındaki başkaları tarafından yazılan yazıları ya da yazdığınız yorumları yok etmek oldukça zor. O nedenle önünüzdeki kariyer basamaklarını çökertmemek için ne yazdığınıza dikkat etmenizde fayda var. Dozunu kaçırarak yaptığınız bir şirket eleştirisi, ileride o şirkette çalışmanıza engel olabilir. Yine de bunun gözünüzü korkutmasına izin vermeyin. Söylecek bir şeyleriniz varsa ve sık sık güncelleyebileceğinize de inanıyorsanız neden siz de bir blogger olmayasınız? Alper Akcan'ın da dediği gibi;"İki tür insan var; pozitif aktivistler, negatif pasifistler. Sadece eleştirip hiç bir şey yapmamaktansa, pozitif aktivist olup, yapıcı aksiyonlara geçmek insanı geliştirir."
Eylül Ataklı
|